BARSAK MİKROBİYOTASI

0
1.904 okundu
clicksor

PROF. DR. TARKAN KARAKAN

Gazi Üniversitesi
Gastroenteroloji Bilim Dalı
Öğretim Üyesi

Vücudumuzu bakterilerle paylaştığımızın farkında mısınız?
Vücudumuzdaki bakterilerin toplam  yüzey alanı, tenis kortu büyüklüğünde. İnsandaki gen sayısı 35 bin iken, barsak bakteri gen sayısı 2 milyonun üzerindedir.
Barsaklarımızdaki toplam bakteri sayısı,vücudumuzdaki toplam hücre sayısının 10 katıdır. Yani kişinin sadece onda biri insan, onda dokuzu ise bakteridir. Bazı bilim adamları, barsak mikrobiyotasını “sanal organ” veya “unutulmuş organ” olarak isimlendirir.
Bu durumun farkına varan ABD, Avrupa Birliği ve Çin, büyük bütçeler ayırarak 5 yıl önce insan mikrobiyom (bakteri geni) projesi başlattı.
Doğumdan itibaren barsaklarımıza ilk yerleşen Lactobacillus ve Bifidobacteri denilen yararlı bakterilerdir. Sezeryanla doğan bebeklerin barsaklarına, hastane ortamının, doktorun, hemşirenin elindeki bakteriler bile yerleşebilir. Normal doğumda ise annenin doğum kanalındaki laktobasiller bebeklerin barsaklarına yerleşir. Anne sütü yararlı bakterileri hızla arttıracak prebiyotik içermektedir.
Annenin barsağındaki yararlı bakteriler, anne sütü ile çocuğa geçmektedir.
Hayatın kabaca ilk 5 yılında, barsak bakteri yapımız şekilenir.
İskandinav ülkelerinde yapılan ve bu yıl yayınlanan bir çalışmaya göre, 5 yaş civarında iki kez antibiyotik tedavisi
almak, erişkin yaşta obeziteyi ve İBH’nı 2-3 kat arttırmaktadır. Çocuklarda barsak mikrobiyotasında bozukluk; otizm, alerjik hastalıklar, obezite, inflamatuvar barsak hastalığı, spastik kolon ve öğrenme ile ilgili bozukluklara neden olmaktadır.
Erişkinlerde ise romatoid artrit, çölyak hastalığı, kolon kanseri, İBH, İBS, DM, metabolik sendrom, insülin direnci
sebeplerindendir. Bu listeye her yıl yeni bir hastalık eklenmektedir.
RUH SAĞLIĞI VE BARSAK BAKTERİLERİ
“Ne alakası var?”
Çok alakalı. Barsak beyin ekseni yoluyla, bakterilerin ürettiği seratonin ve benzeri maddelerin; depresyon, panik atak, endişe, hatta şizofreniyle ilişkili olduğunu gösteren çalışmalar bulunuyor.
Bu yıl yapılan bir çalışmada, depresyon hastalarının barsaklarında sağlıklı insanlardan farklı olarak bir bakteri
(Oscillobacteria) olduğu gösterildi.
Hayvan çalışmalarında da barsak mikrobiyotası bozulan hayvanların, öğrenme ve hafıza yeteneklerinin azaldığı
gözler önüne serildi.
OBEZİTE VE BARSAK BAKTERİLERİ
Obezitenin nedenlerinden biri, Batı tipi yaşam tarzı. Fast-food ve dondurulmuş hazır gıdalar hem hijyenik değil hem de barsaktaki bakteri yapısını değiştiriyor.

Bilinçsiz ve yanlış antibiyotik kullanımı da obezite üzerinde etkili. Amerika’da antibiyotik kullanım haritası, obezite
haritasıyla örtüşüyor.
Türkiye’de obezite, alerjik hastalıklar ve inflamatuvar barsak hastalıkları hızla artıyor. Özellikle 20 yıl önce 5 yaş
civarında olan kişilerde, günümüzde bu hastalıklarda patlama yaşanıyor. Bu durum, antibiyotiklerin yaygın kullanıldığı zaman dilimine denk geliyor.
Nature dergisinde yayınlanan çalışmada, biri obez, diğeri zayıf olan iki tane tek yumurta ikizi fareye, zayıf bir insandan alınan bakteriler nakledildiği zaman, obez farenin aynı gıdaları yemesine rağmen zayıfladığı gözlendi. Unutulmamalıdır ki; barsak bakteri yapısını olumlu yönde değiştiremezseniz, kilo vermek pek mümkün değil. Fransa’da yapılan bir çalışmada, diyet verilen obezlerden sadece barsak bakteri yapısı belirli şekilde olanların kilo verdiği görüldü.
Gelecekte az kalori diyetlerindense mikrobiyota değiştirici diyetler gündeme gelecek.
KOLON KANSERİ VE BARSAK BAKTERİLERİ
Yediğimiz besinler bakteriler tarafından da sindiriliyor, bazen toksik maddeler oluşabiliyor. Kolon kanseri hastalarında, sağlıklı insanlardan farklı bakterilerin olduğu ve bu bakterilerin kanserojen üretebildiği, bunun da polip ve kansere yol açtığı çeşitli çalışmalarla gösterildi.
KARACİĞER YAĞLANMASI
(NON-ALKOLİK STEATOHEPATİT)
Bu yıl yapılan bir çalışmada, obez ve  yağlı karaciğeri olan çocuklara 6 hafta probiyotik verilmesi ile kilo azalması, karaciğer yağ miktarında %30’a yakın azalma ve kan testlerinde düzelme görüldü.
Bu da siroz, karaciğer kanseri, alkole bağlı karaciğer hastalıklarının önlenmesinde çok önemli.
FEKAL MİKROBİYOTA NAKLİ
Fekal mikrobiyota nakli, kısaca dışkı transferi. Her ne kadar itici olsa da dünyada giderek artan bir tedavi
yöntemi. İlk kez ABD’de kronik C.difficle enfeksiyonu için kullanılmaya başlandı.
Tüm antibiyotiklere dirençli olan bu hastalarda %96 başarı sağlandı. İlk olarak İBS denenmiş olmasına rağmen anlamlı sonuç alınamadı.
Amsterdam’da DM hastalarına uygulanıyor. İlk sonuçlar başarılı, insülin direncini oldukça azaltıyor. Gelecekte
birçok hastalıkta uygulanması mümkün.
Fekal mikrobiyota nakline ilgi çok yoğun ancak henüz bilimsel çalışma aşamasında olduğu için bu tedaviyi uygulamak zaman alacaktır.
Fransa’da, Amerika’da ve bazı ülkelerde bakteri bankası oluşturulmaya başlandı, birçok hastalığa tanısal kit üretmek için harekete geçildi.
Barsak mikrobiyotası, henüz çok yeni ama tıpta birçok hastalığın içine girmesi, tanı ve tedavide yer alması bekleniyor.
Geçmiş 20 yıl, “genetik çağı” iken, gelecek 20 yılın, ‘’mikrobiyota çağı’’ olması muhtemel görünüyor.
Ülkemizde otoimmün hastalıklar alışkanlığımız (hızla değişmekle birlikte) batı ülkelerinden farklı.
Bu nedenle kendimize özgü bir barsak bakteri yapımız olması muhtemel. Bunun çalışılmasıyla, bize özel tanı ve tedavi yöntemleri geliştirilebilir.
Umarım gelecekte daha fazla bilim insanı ülkemizde bu konuya eğilir ve böylece bu yarışta geri kalmayız.