Ulseratıf Kolit ve Crohn Hastalarında Yaşam Kalitesi, Anksiyete ve Depresyon
İnflamatuar Barsak Hastalığı (İBH) idiopatik ve kronik bir barsak enflamasyonu olup, remisyon ve relapslarla seyreder. İBH 15-35 yaşları arasında en yksek insidansa sahip olup yaşam süecinin çok aktif bir (önemini kapsamaktadır. Bu dönemde insanların hayatında eğitim, kariyer ve evlilik gibiçok önemli olaylar yer almaktadır. Bu nedenle İBH, hastaların, iş, aile, evlilik yaşamı, sosyal ilişkileri, sosyal faaliyetleri, emosyonel fonksiyonlarını ve yaşam kalitesini etkilemektedir.
Dr. Merva BİBER TANRISEVER
İstanbul 2009- KISALTMALAR.................................................................................................. IV
- GİRİŞ ve AMA?................................................................................................. V
- GENEL BİLGİLER............................................................................................. 1
- MATERYAL VE METOD.................................................................................... 37
- BULGULAR ........................................................................................................ 40
- TARTIŞMA.......................................................................................................... 53
- SONUÇ............................................................................................................... 60
- EKLER................................................................................................................. 62
- KAYNAKLAR...................................................................................................... 70
- Genetik Faktörler
- Defektif İmmün Regülasyon
- İnfeksiyon Ajanları
- Psikolojik Faktörler
- Diğer Faktörler
Endoskopik Bulgular
Evreye gfe: Erken evrede mukozada sadece konjesyon vardır. Kronik evrede mukoza granüer ve frajil durumda olabilir. Aktif evrede artmış vasküaritenin belirtisi olarak mukozadan kan sızmaktadır. Daha ileri evrede ülserler gelişir. Hastalığın uzun aırdppdurumda mukoza, atrofi belirtisi olarak soluk ve djzleşmiş grlür.Uzun süre devam eden ve ağır seyreden olgularda, kolonda psjdopolipler gelişir. İnflamatuvar polip adı da verilen bu polipler, rejenere olmuş hücrelerden oluşurlar, adenomaöz polip değillerdir ve malign dejenerasyon potansiyelleri yoktur. Hastalık mukoza ve submukozaya kısıtlı kalmaktadır. Bu nedenle kolon duvarı genellikle normal götnımdedir. Seyrek olarak ağır ve kronik olgularda kolonun çapı ve uzunluğu, müslülaris mukoza ve müslülaris propriyanın kontraksiyonu sonucu kşlebilir. Seroza genellikle normaldir (8, 20). Hastalığın başlangç evresinde vaskler konjesyon, lamina propriada yangısal hücrelerde artış ve Lieberlühn kripterinde distorsiyon vardır. Hastalığın aktivite durumuna göre histolojik bulgularda farklılıklar götür. İnaktif evrede ülserozada inflamatuvar hücre infiltrasyonu daha azdır; fakat mukoza blnLğj genellikle bozulmuştur. Kriptler sayıca azalmıştır ve dallanmıştır. Aktif evrede akut inflamatuvar hücreler epitelde kmelenirler, kriptleri invaze ederler ve kript ümeninde toplanarak kript abselerini oluştururlar. Daha ileri evrede kript epitelinde dejenerasyon veya nekroz olur, kript abseleri birleşerek lamina propriaya dek uzanan yjzeyel ülserler gelişir. Seyrek olarak, şiddetli ÜKde yangısal reaksiyon ve nekroz lamina proprianın ötesine uzanarak sirkler ve longitudinal kas tabakasını tutabilir (8, 20). Rektum biyopsisinin histolojik incelemesi, İK’in kendi kendini sınırlayan akut kolit ve Crohn hastalığından ayrılmasında yararlı olabilir. Kript yapısında bozulma, lamina propriada akut ve kronik inflamasyon karışımı, vilöz mukoza ve kript atrofisi bulguları kendi kendini sınırlayan akut kolitten dahaçokÜKde göjPr^K ve CH arasında ayrıcı tanı yönünden enöıemli bulgu, grarülomlar ın varlığıdır. Bunlar, CH’ndaçok daha sık grljr (1). Radyolojik Bulgular Düz karın grafisi: hastalığın iki önemli komplikasyonu olan toksik megakolon ve perforasyon tanısında yardımcı olur. Toksik megakolonda kolon çapı 6 cm’den fazla öŞr ayakta çekilen grafide diyafragma altında serbest hava bulunması perforasyonu gösterir. Baryum lavmanı: Çift kontrast barium lavmanı ile mukozal değişiklikler gösterilebilir. Ama ağır olgularda hazırlık ve işlemin kendisine bağlı olarak toksik megakolon ve perforasyon gelişebileceği unutulmamalıdır (ağır olgularda kolon grafisi istenmemelidir). Erken bulgu olarak kolon cidarın tam olarak belirginleşmemesi; edem, artmış sekresyon, grartlite sonucudur. Cidarın aüzensiz olması yzeysel erozyonlar, kŞküserasyonlar ve psödopoliplere bağlıdır, psödopolipler sayısız ümen çi dolum defektleri şeklinde gözlenirler. Tekrarlayan inflamasyonlar sonucu gelişen fibroz ve longitudinal retraksiyon haustra kaybına, kurşun boru göürümLne, neden olur. Bazen fibroza bağlı konsantrik darlıklar gözlenebilir. Darlıklar uzun aüren hastalığın komplikasyonu olan kanser gelişiminde de gözlenir ama bu darlıklar ekzantriktir (14). Lokal Komplikasyonlar Ülseratif Kolit:- 1. Perforasyon: Perforasyon genellikle toksik megakolonlu hastada gelişirse de, seyrek olarak toksik megakolon olmadan da gelişebilir. Perforasyon daha çok ilkÜK atağında ve sol kolonda gelişir.
- 2. Striktür: Crohn hastalığının aksineÜKde seyrek gelişir. Remisyona girmeden uzun süe devam eden olgularda gelişebilir ve müsküer tabakanın hipertrofisi ve kalınlaşmasına bağlıdır. Biyopsi ile kanıtlanmayan malign lezyona bağlı olabilir; bu nedenle ilke olarak rezeke edilmelidir.
- 3. Toksik megakolon: ÜKnin en sık rastlanan ve en ciddi komplikasyonudur. Şiddetli ve yaygın hastalığı olan olgularda gelişir ve yangısal olayın submukozayı aşarak müsküer tabakaya dek ulaşması sonucunda gelişir. Klinik tablo hızla bozulur. Radyolojik olarak kolon dilatasyon ve distansiyonuna ek olarak ateş, taşikardi, ökositoz ve anemi vardır. Antikolinerjikler, narkotik analjezikler ve antidiyareikler, toksik megakolon gelişmesine zemin hazırlar. Kuşkulu olgularda 12-24 saat aralıklarla karın grafisi çekilerek hasta izlenmelidir. Kolon dilatasyonu saptanır; çapı 6 cm’yi gee
- 4. Kolon kanseri: ÜKnin komplikasyonu olarak kolon kanseri gelişmesi uzun süeden beri bilinir. Erken yaşta başlayan ve uzun süe devam eden yaygın ÜK’li olgularda gelişir. Başlangıcından beri 20 yıl geçmiş olan olguların % 7,2’sinde, 30 yıl gedmiş olanların %16,5’inde kolon kanseri geliştiği göçmüşü. Erken tan ı gğüü vard ır zira kolon kanserinin klinik belirtileri ÜK belirtileri ile maskelenir. Periyodik ciddi kolonoskopi incelemesi yapılması ve multipl biyopsiler alınması gerekir. Literaürde seyrek de olsaÜKnin böbrek hücreli karsinom ile birlikteliğine rastlanmaktadır (21).
- 5. Masif kanama ve psrbpolipozis gelişebilir. (1)
- 8. Kardiyopulmoner: Endokardit, miyokardit, pöroperikardit ve interstisyel akciğer hastalığı da nadir gözlenen ekstraintestinal manifestasyonlardandır (14). Literatrde ÜK’nin bronşiektazi, bronşiyolitis obliterans ve invaziv pulmoner aspergilloz ile seyreden akciğer tutulumu bildirilmektedir (28).
dokusu oluşumuna, fibrostenotik darlık ve striküre neden olur.Önce diyarede bariz azalmadan memnun kalan hasta, kronik obstüksiyon ve konstipasyon gelişince rahatsız olur (1). AYIRICI TANI Kolit yapabilen diğer nedenler araştırılmalıdır. Bunların başında infeksiyon ajanları (Shigella, Salmonella, Campylobacter jejuni, enteropathogenic E. Coli, Clostridium difficile) gelir. Tüm hastalara dışkı £^1:1 yap ılmalıdır. C difficile tanısında dışkıda bakteri toksinlerinin varlığından yararlanılır. Amebsiasis aynı klinik tabloyu oluşturur endoskopik olarak kükülserler bulunur ama ülser çevresindeki mukoza normaldir, bu nedenle erken evredeki Crohn kolitine daha çok benzer. Amib taze dışkıda aranır. Ancak mikroskopik olarak Entemoeba dispar ile histolitica ayırımı yapılamaz ve amib saptanan olguların %90’ı E.dispar’dır. Kesin tanı dışkıda E. Histolitica antijenlerinin saptanması ile konur. Viral ajanlardan CMV ve Herpes simplex infeksiyonu benzer klinik tablo yapabilir. Bu infeksiyonlar daha çok immün yetmezli ği olanlarda gpePürse de, immünitesi normal kişilerde de gözlenebilirler. CMV’de histopatolojik olarak intranükleer inküzyonlar saptanır. Son yayınlarda ağır tedaviye dirençli olguların bir böjmrıde CMV sperinfeksiyonu bildirilmektedir.
| Klinik | ||
| Sigara tiryakisi |
++ |
+/- |
| Kırıklık, ateş |
++ |
+ |
| Rektal kanama |
++ |
+++ |
| Karın duyarlılığı |
+++ |
+ |
| Karında kitle |
++ |
+ |
| Karın ağrısı |
+++ |
+ |
| Perianal abse |
+++ |
- |
| Endoskopik | ||
| Rektal hastalık |
+ |
+++ |
| DiHüz, aüregen, simetrik tutulmuş |
+ |
+++ |
| Aftöz veya lineerülserler |
+++ |
- |
| Kaldırım taşı grimü |
++ |
- |
| Friabılıte |
++ |
+++ |
| Radyolojik | ||
| Süegen hastalık |
+ |
+++ |
| İleum tutuluşu |
++ |
- |
| Asimetri |
+++ |
- |
| Darlık |
++ |
+ |
| Fisü |
++ |
+ |
| Patoloji | ||
| Kesinti |
++ |
- |
| Transmüral tutuluş |
+++ |
+/- |
| Lenfoid agregat |
+++ |
- |
| Kript abseleri |
+++ |
+++ |
| Grarüllom |
++ |
- |
| Sinüs trakt/fisü |
+++ |
- |
| Tablo-1 Crohn hastalığı ileÜKin klinik ve patolojiközelliklerinin kıyaslaması(1) |
Yukarıda sayılan üm infeksiyonlar ve amebiazisÜKe eklendiği çin sadece ilk tanı sırasında değil üm aktivasyonlardaÜKli hastalarda yukarıdaki ajanlar çin gerekli testler yapılmalıdır. Ayırıcı tanıda yer alan hastalıklardan biri iskemik kolittir. 50 yaşın üzerinde, abdominal aort anevrizması operasyonu getrmiş, kardiak veya periferik damar hastalığı olanlarda cüşiıülmelidir. Radyasyon koliti ülseratif kolite benzer klinik ve endoskopik bulgular yapar. Nonsteroidal antiinflamatuvar ila? kullanımına bağlı kolitler veya fitillerinin kullanımına bağlı proktitler de ayırıcı tanıda yer alır. Bazı olgularda kolitin nedeni olarak ÜK ve CH ayırımı yapılamaz. Bunlara INDETERMINENT KOLİTLER denir. Yapılan çalışmalar sonucunda elde edilen verilere göre hastaların %10’u bu gruba câhil olmaktad ır (14, 29, 30). İki hastalığınözellikleri Tablo-1’de karşılaştırılmıştır. TEDAVİ Tedavinin ilk amacı inflamasyonu azaltmak; btylece semptomları azaltmak ve yaşam kalitesini artırmak olmalıdır. Tedavi yöntemleri belirlenirken ilaçlar, diyet ve cerrahi müdahale arasında denge oluşturulmalıdır (31). İnflamatuvar barsak hastalıklarının tedavisinde kullanılan ilaçları antiinflamatuvarlar, immunosupresifler, immunomocüiaörler, antibiyotikler, nutrisyonel ve destekleyici ajanlar şeklinde gruplandırabiliriz. İnflamatuvar barsak hastalıklarının temel ilacı, antiinflamatuvar etkili aminosalisilatlardır. Bu grubun ilk ü/esi olan sifasalazin, sulfapiridine azo bağıyla bağlanmış 5-aminosalisilik asid (5- ASA)’den ibarettir. Bu bileşikteki sulfapiridin taşıyıcı olup, esas etkili ve aktif kısım 5-ASA’dır (13, 20, 32, 33). 5-ASA’nın muhtemel etki mekanizmaları arasında "natural killer” hücrelerinin, antikor sentezinin, siklooksijenaz ve lipooksijenaz yollarının ve nötrofil fonksiyonlarının inhibisyonu ile serbest oksijen radikallerinin temizlenmesi yer alır. 5- ASA ağız yoluyla direkt verildiğinde, hemen hemen tamamı üst sindirim kanalından emilir ve kana geçer. Hâlbuki inflamatuvar barsak hastalığında 5-ASA etkisini sindirim kanalındaki inflamasyonlu bölgeye ulaşıp diüze olarak gösterir, yani topikal etkilidir. Sulfasalazin ağız yoluyla alındığında çekuma ulaşınca bakteriler azorecüktaz enzimi aracılığıyla sulfasalazin ve 5-ASA arasındaki azo bağını paçalar ve aktif bileşik 5-ASA açığa çıkar. Sulfapiridin hızla emilip karaciğerde metabolize edilir ve idrarla atılır. 5-ASA’nın %25 kadarı kolondan emilir, geri kalanı dışkı ile değişmeden atılır (13, 32). Sulfasalazindeki taşıyıcı inaktif molekü sulfapiridin, sulfasalazin kullananlarda rastlanan yan etkilerin büyck kısmından sorumludur. Sulfasalazin alanların %25- 30’unda doza bağlı (bulantı, kusma, iştahsızlık, folat malabsorbsiyonu, baş ağrısı, saç oöümesi) veya aşırı duyarlığa bağlı (raş, hemolitik anemi, agranülositoz, toksik hepatit, pankreatit, fibrozan alveolit, oligo-azospermi) yan etkiler gjxtebilir. Hastaların %15’inde bu yan etkiler sulfasalazinin kesilmesini gerektirecek ciddiyettedir (13, 32). Düşük dozla başlanıp bir hafta içinde tedricen arttırılırsa doza bağlı yan etkiler en aza iner. Ülseratif kolitte hem remisyonu sağlamada, hem de remisyonun idamesinde sulfasalazin ve 5-ASA bileşikleri eşdeğer dozlarda eşdeğer etkinliğe sahiptir, ancak sulfasalazin çok daha ucuzdur. Dolayısı ile ülseratif kolitte ilk kullanılacak oral aminosalisilat bileşiği sulfasalazindir. Genç erkeklerde ve sulfasalazin intoleransında 5-ASA verilir. Remisyonu sağlayıcı dozlar sulfasalazin çin 3-6 g/çün, 5-ASA bileşikleri çin 2- 4 g/grı; idame dozları sulfasalazin ile 2-3 g/grı, 5- ASA ile 1-2 g/gün’dü Crohn hastalığında oral aminosalisilat secimi hastalığın tutulum yerine göre değişecektir. Aminosalisilatlardan 5-ASA’nın topikal uygulamaya elverişli formları vardır. 5-ASA suppozituvarları anal kanaldan itibaren 20 cm’ye, “foam”ları inen kolon distaline, lavmanları ise splenik fleksuraya kadar aktif bileşiği ulaştırıp etkili olabilir (13, 20, 32). İmmunosupresif ilaçlardan kortikosteroidler, siklosporin, takrolimus ve mikofenolat akut etkili; azatioprin, 6-merkaptopurin ve metotreksat ise ge-uzun etkilidir. İmmunosupresif tercihi hem bu özelliklere hem de ilaçların giüne göre yap ılır. Remisyonu sağlayıcı tedavide en yaygın kullanılan immunosupresif, kortikosteroidlerdir. Ciddi aktiviteli ataklarda genellikle 40-60 mg/gjı prednisolon veya eşdeğeri kullanılır. Cevap alındıkça yavaş yavaş doz azaltılmalıdır. Ancak hastaların %20-30’unda steroidlere cevap alınmaz. Steroidlerin bilinen yan etkilerini azaltmak için karaciğerde ilk geçiş metabolizmasına uğrayan, yeni kortikosteroidler (en yaygın kullanılan budesonid) geliştirilmiştir (13). Eski ve yeni steroidler oral veya topikal formlarda kullanılabilir. Çok ciddi vakalarda bazen 300 mg/gjı hidrokortizon, 40-60 mg/güı metil prednisolon damar yoluyla da verilebilir. Kortikosteroidlere cevap alınamayan üseratif kolit ataklarında yksek dozda intravenz (4 mg/kg/gün) başlanıp oral (8 mg/kg/gn) devam edilen siklosporin önemli bir alternatiftir. Siklosporin keza fisülü Crohn vakalarında da kısmen başarılı olabilir. Siklosporin dozajı kan düzeylerine ve yan etkilerine göre ayarlanır. Birkaç ay sonra tedaviye uzun etkili bir immunosupresif eklenerek 6-8 ay çinde siklosporin kesilir. Takrolimus siklosporinden çok daha gçü bir immunosupresiftir, siklosporine cevap alınamadığında veya baştan siklosporin yerine verilebilir. Mikofenolatın etkisi steroid-siklosporin-takrolimus kadar akut değilse de, ge?-uzun etkililerden daha erken ortaya çıkar. Mikofenolat, azatioprinin daha gçü bir alternatifi gibidir ve ilk tecübeler kronik aktif veya perianal tutulumlu Crohn hastalarında başarılı sonuçlar verdiğini gpstermi ştir (13, 32). Azatioprin ve 6-merkaptopurinin etkisinin başlaması çin birkaç ayın (ortalama 3 ay) geçmesi gerekir. Azatioprin ve 6-merkaptopurinin primer endikasyonları yılda iki veya daha fazla nüks olmas ı, steroid bağımlılığı, kronik aktif hastalık ve fisüü Crohn hastalığıdır. Aminosalisilat kullanmaya rağmen ülseratif kolitlilerin %30-35’i nükseder. Sağlanan remisyonun idamesi, postoperatif Crohn hastalığı nükSjrn engellenmesi çin de azatioprin ve 6-merkaptopurin kullanılmaktadır. Bu ilaçardan en yaygın kullanılanı azatioprin 2-2.5 mg/kg/gjn dozlarında verilir, uzun süreli kullanımlarında en büyk. risk olarak gözken malignite (lenfoma, kanser) gelişme ihtimali, ancak 10 yıl süreyle devamlı kullanımından sonra hafiçe artmaktadır. Oral cüşk doz pulse metotreksat (15 mg / haftada bir) ile Crohn hastalarında nispeten iyi sonuçlar alındı ise de, yan etkilerinden dolayı inflamatuvar barsak hastalıklarında yaygın kullanım alanı bulamamıştır (13, 35). İnflamatuvar barsak hastalıklarının patogenezindeki ilerlemelere dayanılarak geliştirilen immunomocülatö ajanlar, tedavide yeni ufuklar açmışlardır, ancak henüz araştırma safhasında kullanılabilmektedirler. Şimdiye kadar immunomocülatör ilaçlar daha çok Crohn hastalığında denenmiştir. Bunlardan özellikle anti-ümcr nekroz faktör alfa (infliximab) ile fisüü Crohn hastalarında başarılı sonuçlar alınması dikkati (£kmi ştir (29). Infliximab 5-10 mg/kg dozunda ip inüzyon halinde verildiğinde %60 hastada fisüün kapandığı gözlenmi ştir. Infliximab, keza klasik tedavilerle remisyona girmeyen dirençli vakalarda da etkili olabilmektedir. İnterökin-10’un steroidle remisyona sokulan Crohnlularda, remisyonun idamesinde başarılı olacağı cÜı:jriLlmektedir (13, 34). Antibiyotiklerden metronidazol ve siprofloksasin mevcut tedaviye tek veya kombine olarak eklendiklerinde aktif Crohn hastalığının remisyona girmesini kolaylaştırırlar. Keza aynı antibiyotikler, fisüü veya intraabdominal abseli Crohn hastalarında da başarıyla kullanılır. Ülseratif kolitin tedavisinde antibiyotiklerin yeri Crohn hastalığındaki kadar olmamakla beraber, son zamanlarda siprofloksasinin üseratif kolitin de remisyona girmesini kolaylaştırdığı bildirilmiştir. Aynı antibiyotikler, ülseratif kolitteki ileoanal anastomoz ameliyatından sonra gelişen poşitis komplikasyonunun tedavisinde de kullanılırlar (13). Transdermal nikotin, heparin, zileuton (5-lipoksijenaz inhibitöü), balık yağı, lidokain, ketotifen, klorokin, hidroksiklorokin, hiperbarik oksijen, intravenöz immunglobulin, ökoferez gibi çeşitli tedavi yaklaşımları inflamatuvar barsak hastalığının her iki formunda genellikle kük hasta gruplarında kullanılmış, başarılı sonuçlar alındığı bildirilmişse de yaygın kullanım alanı bulamamışlardır. Total parenteral ve enteral beslenme rejimleri aktif Crohn hastalığında remisyonun sağlanmasında yardımcı oldukları gibi; fisü, darlık ve malabsorbsiyon gibi komplikasyonlar meydana geldiğinde zorunlu olarak kullanılırlar. Kısa zincirli yağ asidleri topikal olarak distalülseratif kolitte verilebilir. Sulfasalazin kullananlarda ve hatta ülseratif kolitte kanser gelişme riskini azaltmak amacıyla folik asid verilebilir. Kalsiym, D vitamini, demir ve B12 vitamini eksiklikleri yerine konmalıdır. Crohn hastalığında safra asid diyareleri meydana gelmiş ise kolestiramin başlanmalıdır. Keza remisyona girmiş veya girmek üzere olan hastalardaçeşitli nedenlerle (birlikte irritabi barsak sendromu) ishal sayısı hala fazla ise, semptomatık tedavi olarak loperamid verilebilir (13). TEDAVİ REJİMLERİ İnflamatuvar barsak hastalıklarının tedavisinde yukarıda belirtilen ilaçlar genellikle kombinasyonlar halinde kullanılır. Tedaviyi, aktif hastalıkta remisyonu sağlayıcı tedavi ve remisyondaki hastada ınkStcnleyici idame tedavisi olmaküzere iki küme ay ırabiliriz. Aktif ülseratif kolitli bir hastanın tedavisini planlarken en önemli nokta, alevlenmenin sebebini belirlemektir. Alevlenme intestinal amebiyazis, C. difficile veya sitomegalovirus koliti gibi hastalığın intrensek aktivitesi dışında bir sebebe bağlı ise tedavinin o sebebe yönelik düzenlenmesi gerekir. iseratif kolitte idame tedavisi, oral sulfasalazin veya 5-ASA ile yapılır. Aminosalisilatlara rağmen bir yıl içinde iki veya daha fazla nüks meydana gelmiş ise uzun etkili immunosupresifler tedaviye eklenir. Ülseratif proktit formunda idame tedavisi sadece topikal 5-ASA preparatları ile de yapılabilir. Aminosalisilatlarla en az 3 yıl remisyonda kalan hastalarda idame tedavisi kesilebilir (13, 33). İseratif kolit çin yapılan ‘ileojejunal anastomoz’dan sonra %20-30 hastada poşit gelişir: Akut poşit, metronidazol, siprofloksasin gibi antibiyotiklere iyi cevap verir. Bazen bu antibiyotikleri uzun süreli kullanmak, tedaviye topikal 5-ASA veya steroid preparatları eklemek gerekebilir. Aktif Crohn hastalığı inflamatuvar tipte ise tutulum yerine göre aminosalisilatlardan biri seçilip, metronidazol ve/veya siprofloksasin ile birlikte hastaya verilir. Remisyon sağlanamadı ise steroidler eklenir. Steroid ile remisyon sağlanıyor ancak doz azaltılamıyor ise veya steroide rağmen kısmi bir aktivite devam ediyor ise uzun etkili immunosupresifler başlanır. Steroid eklenmesine rağmen hastalığın inflamatuvar aktivitesi aynı şekilde devam ediyor ise, siklosporin gibi daha gçü ve akut etkili bir immunosupresife geçilmeli, enteral/parenteral beslenme de djşjnlmelidir. Sessiz fısüler tedavisiz izlenirken, barsak hastalığının inflamatuvar aktivitesinin olmadığı hafif semptomatik fisüller genellikle cerrahi girişim gerektirir. Komplikasyonlu fisülerde (aşikâr inflamatuvar aktivite veya karın çi absenin eşlik ettiği) ise tıbbi-cerrahi-radyolojik kombine tedavi yaklaşımları zorunludur (13). Tıbbi tedavinin amacı obstüksiyon (inflamasyona bağlı ödemden ileri gelen), inflamasyon ve s^ürasyonu kontrol altına almaktadır. Tıbbi tedavi durumunun ciddiyetine göre tertip edilir. Hafif-orta derecede ciddi vakalarda steroid ve antibiyotiklerle birlikte uzun etkili bir immunosupresif başlanır. Azatioprin veya 6- merkaptopurinin fisüüvakalarda etkinliği hakkında karar vermek çin ortalama 6 ay beklenmesi gerekmektedir. Daha ciddi vakalarda total parentral beslenme ile birlikte antibiyotik ve siklosporin başlanır; abse varsa radyolojik yöntemlerle drenajına çalışır. Ancak abseli vakaların büükçDğunluğunda rezeksiyonlu bir cerrahi tedavi gerekecektir. Infliximab, fisüü Crohnda yeni ve umut vadeden bir tedavi alternatifi olarak göümektedir (13, 29, 34). Obstüktif-stenozan tip Crohn hastalığında obstüksiyon inflamasyona bağlı değilse endoskopik veya cerrahi yöntemlerle dar segmentin tedavisi yapılmalıdır. Dar segment kısa ve endoskopla ulaşabilecek yerde ise endoskopik balon dilatasyon yapılmalı; aksi takdirde çok uzun olmayan dar segmentler çin striküroplasti, uzun segmentler çin rezeksiyon tarzında cerrahi girişimler uygulanır. Aminosalisilatlar Crohn hastalığının idame tedavisinde üseratif kolitteki kadar etkili değildir, ancak idamede kullanılırlar. Yılda iki veya daha fazla nükseden vakalarda da idame tedavisine uzun etkili immunosupresifler eklenir (13, 31). Üseratif kolitte tıbbi tedavinin yetersizliği, ciddi aktiviteli atağın komplikasyonları (perforasyon, toksik megakolon), hayat kalitesini bozan kronik aktif hastalık, displazi ve kolorektal kanser durumlarında cerrahi tedavi uygulanır. Crohn hastalığında da tıbbi tedavinin yetersizliği, fisü, strikür, masif kanama ve perforasyon meydana geldiğinde cerrahi tedavi diünij. Crohn hastalarının % 60-80’i cerrahi tedavi gerektirmektedir. Rezeksiyon, by-pass ve striküroplastiler Crohn’da cerrahi seeneklerdir. Post-operatif ila? tedavisinin cerrahi rezeksiyon yapıldıktan sonra Crohn hastalığının rekürens riskini azaltmada etkili olduğu göümektedir (13, 39, 40, 41). İNFLAMATUVAR BARSAK HASTALIKLARINDA YAŞAM KALİTESİ Genel olarak kronik somatik hastalıklı kişilerin takip ve tedavisi fiziki ve biyolojik değişkenlere endekslenmiştir. Sübjektif sağlık hissi bu parametrelerleçok az korelasyon göstermekte, oysa hastanın yaşamını büük boyutta etkilemektedir. "Hastalar ağrısız ve gjnük aktivitelerini tam olarak yapmak isterler” bu istek, tedavinin primer amacıdır. Fakat sıklıkla klinikte hastalığın tedavisinde günlük aktivitelerin yapılabilirliği amacı göz ard ı edilebilmektedir. Gürünüzde semptomlardan arınma ve fonksiyonların tam olarak yapılabilmesi, yaşam kalitesini belirleyen, yeni bir kavram olarak, kronik hastalıkların değerlendirilmesinde önemle yerini almalıdır. İBH’da 1978 yılından gjmınüze kadar, yaşam kalitesi kavramını, hastalığın değerlendirilmesindeki önemini ortaya gkaran çal ışmalar yapılmaktadır (42). Kronik hastalıklar arasında önemli bir yer tutan İBH, bireylerin aktif yaşamlarını, sosyal fonksiyonlarını ve fonksiyonel kapasitelerini etkilediğinden, yaşam kalitesi sonuçlarıönemli göstergeler olarak kabul edilmektedir. Yaşam Kalitesi Nedir? Yaşam kalitesi, bir kişinin grıücleki fiziksel ve zihinsel zindelik durumudur. Biçok etmen yaşam kalitesine katkıda bulunabilir. Bunlar arasında yaşamın "iyi” olması, kişinin mutluluğu ve başkalarına bağımlı olmadan işlerini yaparak yaşamın keyfini çıkarması sayılabilir. Sağlıkla ilişkili yaşam kalitesi esas olarak kişinin sağlığı tarafından belirlenen, klinik girişimlerle etkilenebilen genel yaşam kalitesinin bir bileşenidir (43, 44). Örneğin, hastalığa bağlı ağrı ve bunun işlevlere getirdiği kısıtlamalar, gjnük etkinliklerde başkalarının yardımını gerektirir ve hastanın yaşam kalitesini, resmi olmasa da biröçme yoludur. Son yıllarda gelişmiş ülkelerde sağlık hizmeti görevlileri genellikle yaşam kalitesini anketler kullanarak öçerler. Bu anketler, hastadaki fiziksel ve zihinsel belirtiler, ağrı ve gjnük ya şam etkinlikleri gibi birka? konuyla ilgili sorular çerir. Bu ür anketler, doktorların bir hastalığın ya da tedavi uygulamalarının kişinin yaşamını nasıl etkilediğini daha iyi anlamalarını sağlar. Yaşam kalitesini etkileyen sosyo-demografik fakörler olarak yaş, cinsiyet, medeni hal, meslek, eğitim djzeyi, gelir düzeyi, kırsal/kentsel bölgede yaşama durumu, gj| fakdc^ sağlık sigortasına sahip olma durumu gibi fakörlerin incelendiği gix:lmektedir (45, 46, 47, 48, 49). Bu yüzden çalışmamızdaki anket formu hazırlanırken yukarıdaki fakörler gpzcntne al ınm ıştır. İBH tedavisine başlarken klinik tanım ve değerlendirmeden sonra, iyi bir doktor-hasta ilişkisi kurulmalı, hastanın hastalığı nasıl algıladığı, beklentileri, iyileşmekten ne anladığı, korkuları, endişeleri belirlenmeli ve realite uygun şekilde açıklanmalıdır. Bu yaklaşım yaşam kalitesinin oluşumunda yardımcı olacaktır (65, 66, 68). Teknolojinin ilerlemesi ile birlikte sağlıkta başarılı adımlar atılmış ve hastalıkların tedavisinde mesafeler kat edilmiştir. Buna bağlı olarak yaşam süresi uzamış ve kronik hastalıklar ile daha uzun süre birlikte yaşama zorunluluğu doğmuştur. Hastalıkların biyolojik yönden tedavisinde bu gelişmeler sağlanırken, hastaların psikososyal sorunları ile daha fazla ilgilenme zorunluluğu gündeme gelmiştir. Ek olarak, hastalıklar çin etkili ilaçlar piyasaya süiMlçe, bu ilaçlar aras ındaki farkı da belirleyen hastanın tedavisi sırasındaki konforu olmuştur. Eöylece hastaların yaşam kalitesi giderek daha fazla ilgiçeker bir duruma gelmiştir. Çşitli tedavi çalışmalarında %30-50 oranında yaşam kalitesinden sö edilmekte iken, klinik pratikte yaşam kalitesi öçeği kullanımı ise yalnızca %2-7 oranındadır. Bunun dışında klinisyenler yaşam kalitesi konusunda olumlu görüş bildirirken, günlük uygulamalarına pek yansıtmadıkları da bilinmektedir. Djnya Sağlık Ögünin (DSC) 1948’de, sağlığı sadece hastalık ve sakatlığı olmaması değil, fiziksel, ruhsal ve sosyal iyilik olma hali olarak tanımlamasından sonra yaşam kalitesi konusu sağlık bakım uygulamalarında ve araştırmalarında önem kazanmaya başlamıştır. 1973 yılından bu yana giderek artan sayıda klinik araştırmada yaşam kalitesi kavramı araştırmanın ana çıktısı olarak kullanılmaktadır (42). İBH’da “Yaşam Kalitesinin Belirlenmesi” Niçin Gereklidir? İnflamatuvar barsak hastalarında problemleri geniş boyutta gözlemlemek, sağlık çalışanlarını (Doktor, yardımcı sağlık personeli) problem çzmne katkılarını sağlamak.
- Depresif duygudurum (Disfori)
- Hçbir şeyden zevk almama (anhedoni)
- İştahta azalma (anoreksiya)/artma (hiperfaji)
- Uykusuzluk (insomnia)/aşırı uyku uyuma/hipersomnia
- Psikomotor retardasyon/ajitasyon
- Yorgunluk-bitkinlik/enerji kaybı(anerji)
- Suçluluk, değersizlik düünceleri
- Konsantrasyon gçüü
- Öm cüşnceleri
- İki haftalık bir dönem sırasında, daha önceki işlevsellik düzeyinde bir değişiklik olması ile birlikte aşağıdaki semptomlardan beşinin (ya da daha fazlasının) bulunmuş olması; semptomlardan en az birinin ya (1) depresif duygudurum ya da (2) ilgi kaybı ya da artık zevk alamama, olması gerekir. Not: Açıkça genel tıbbi bir duruma bağlı olan ya da duyguduruma uygun olmayan hezeyan ya da hallüsinasyon semptomlarını katmayınız.
- Ya hastanın kendisinin bildirmesi (örn. kendisini üzgün ya da boşlukta hisseder) ya da başkalarının gözlemesi (örn. ağlamaklı bir görünümü vardır) ile belirli, hemen her gün, yaklaşık gün boyu süren depresif duygudurum. Not: Çocuklarda ve ergenlerde irritabl duygudurum bulunabilir.
- Hemen her gün, yaklaşık gün boyu süren, tüm etkinliklere karşı ya da bu etkinliklerin çoğuna karşı ilgide belirgin azalma ya da artık bunlardan eskisi gibi zevk alamıyor olma (ya hastanın kendisinin bildirmesi ya da başkalarınca gözleniyor olması ile belirlendiği üzere).
- Perhizde değilken önemli derecede kilo kaybı ya da kilo alımının olması (örn. ayda, vücut kilosunun % 5'inden fazlası olmak üzere) ya da hemen her gün iştahın azalmış ya da artmış olması. Not: Çocuklarda, beklenen kilo alımının olmaması.
- Hemen her gün, insomnia (uykusuzluk) ya da hipersomnianın (aşırı uyku) olması.
- Hemen her gün, psikomotor ajitasyon ya da retardasyonun olması (sadece huzursuzluk ya da ağırlaştığı duygularının olduğunun bildirilmesi yeterli değildir, bunların başkalarınca da gözleniyor olması gerekir).
- Hemen her gün, yorgunluk-bitkinlik ya da enerji kaybının olması.
- Hemen her gün, değersizlik, aşırı ya da uygun olmayan suçluluk duygularının (hezeyan düzeyinde olabilir) olması (sadece hasta olmaktan ötürü kendini kınama ya da suçluluk duyma olarak değil).
- Hemen her gün, düşünme ya da düşüncelerini belirli bir konu üzerinde yoğunlaştırma yetisinde azalma ya da kararsızlık (ya hastanın kendisi söyler ya da başkaları bunu gözlemiştir)
- Yineleyen ölüm düşünceleri (sadece ölmekten korkma olarak değil), özgül bir tasarı kurmaksızın yineleyen intihar etme düşünceleri, intihar girişimi ya da intihar etmek üzere özgül bir tasarının olması
- Bu semptomlar bir Mikst Epizodun tanı ölçütlerini karşılamamaktadır.
- Bu semptomlar klinik açıdan belirgin bir sıkıntıya ya da toplumsal, mesleki alanlarda ya da önemli diğer işlevsellik alanlarında bozulmaya neden olur.
- Bu semptomlar bir madde kullanımının (örn. kötüye kullanılabilen bir ilaç, tedavi için kullanılan bir ilaç) ya da genel tıbbi bir durumun (örn. hipotiroidizm) doğrudan fizyolojik etkilerine bağlı değildir.
- Bu semptomlar Yas'la daha iyi açıklanamaz, yani sevilen birinin yitirilmesinden sonra bu semptomlar 2 aydan daha uzun sürer ya da bu semptomlar, belirgin bir işlevsel bozulma, değersizlik düşünceleriyle hastalık düzeyinde uğraşıp durma, intihar düşünceleri, psikotik semptomlar ya da psikomotor retardasyonla belirlidir.
Depresyon Ağrı Birlikteliği
Depresyon yıllardır hem emosyonel hem de fiziksel belirtilerin birlikte bulunduğu bir tablo olarak bilinir. Buna rağmen fiziksel belirtilerin depresyon tablosu içindeki önemi ve bu belirtilerin nasıl başarılı şekilde tedavi edilebileceği konusundaki araştırmalar ancak son zamanlarda yoğunlaşmıştır (55). Depresif kişilerin tedavi aramalarının başlıca nedeni fiziksel belirtilerdir ve bu konuda emosyonel belirtilerden çok daha belirleyicidirler. Örneğin uluslar arası araştırmalar birinci basamak sağlık hizmetlerine başvuran depresif kişilerin %69’unun yakınma olarak fiziksel belirtiler getirdiklerini ortaya çıkarmıştır. En sık karşılaşılan fiziksel belirti ise ağrıdır. Depresyon yaşayan kişilerin yaklaşık %50’sinde komorbid somatik ağrı belirtileri ve bunlara bağlı sıkıntılar bulunur(55). Depresif kişilerde kronik ağrılı fiziksel problemler yaşama oranı depresif olmayanlara kıyasla 4 kat fazladır. Depresyon ve ağrı arasındaki ilişki kronik ağrı hastalarının %17’sinde depresyon bulunması ve bu oranın ağrı kliniklerinde %64’e kadar yükselmesi ile de bellidir (55). Ağrı, depresyondac:nemsenmesi gereken bir belirti komorbiditesi olarak kabul edilebilir. Depresyonda çeşitli ağrıların yüksek oranlarda g3ümesi ve ağrılı yakınmaların tedavisi için farklı kimyasal iletici sistemlerinin etkilenmesinin gerekli olması, doğru tedavi stratejileri için bu birlikteliğin en baştan farkına varmanın önemini ortaya koyar. Depresyon tanısı koyarken en azından bir takım objektif psikolojik testlerin rakamsal sonuçlarına ihtiyaç olduğunu kabul etmek gerekir.ANKSİYETE BOZUKLUKLARI
Ruhsal bozukluklar arasında, anksiyete bozuklukları en fazla prevalans hızına sahip olmasına karşın, bunların yalnızca %23 ü tedavi olmaktadır. Anksiyete bozukluğu olan hastalar, diğer medikal komorbiditeler, hastanede daha uzun süre kalışlar, fazla girişim yapılması, yüksek sağlık harcamaları, okul başarısızlığı ve az gelirli işler ile devlet yardımı veya diğer yardımlara parasal bağımlılık konularında artmış bir riske sahiptir (63). Anksiyete, otonom sinir sistemi etkinliğini gösteren nesnel belirtilerin eşlik ettiği yaygın, hoş olmayan ve genellikle belirsiz, öznel bir kaygı duygusudur. Anksiyete deneyimi, korku sezgisi veya olaylarüzerinde denetim yokluğu ile birliktedir. Ruhsal bileşenler, bireyden bireye değişmekte olup, kişilikten ve baş etme düzeneklerinden gçübir şekilde etkilenmektedir. Anksiyete korkulmayacak durumlarda ortaya çıkarsa veya duyulan bunaltı durum çin abartılı derecedeyse patolojiktir. Anksiyete, yaşamdaki olayların bir sonucu, birincil anksiyete bozukluğunun bir belirtisi, başka bir ruhsal bozukluk ya da tıbbi rahatsızlığa ikincil ya da ilaç tedavisinin bir yan etkisi olarak karşımıza çıkabilir. Anksiyete uyaran bir sinyaldir. Yaklaşan tehlikeye karşı uyarır ve tehditle baş etmesi, önlemler alması çin kişiyi hazırlar. Benzer bir uyarıcı sinyal olan korku, anksiyeteden ayrılmalıdır. Korku; bilinen, dışarıdan gelen, kesin ya da çatışma dışı orijinli tehdide bir yanıttır; anksiyete bilinmeyen, çsel, belirsiz veyaçatışma orijinli bir tehdide yanıttır (64). Bir olayın stresli olarak algılanıp algılanamaması; olayın yapısına ve kişinin bu olayla baş etme ve savunma mekanizmalarına bağlıdır. Kişinin algılama, cüşnme ve d ış olaylara ve ç cürüferine göre davranma işlemleri egonun kapsamı çinde yürü. Egosu uygun bir bçimde işlevselliğini sünüren bir ki şi, dış ve ç dünyalar aras ında bir denge kurmuştur. Ego işlevini yerine getiremezse ve dengesizlik yeterince uzun sürerse ki şinin kronik anksiyetesi olur (65). Anksiyete belirtilerinin çok çeşitli ve yaygın olması nedeniyle, onları açı klamak çin de çok say ıda etiyoloji bulunmaktadır. Son zamanlarda yapılan bir meta-analiz, ezellikle panik bozukluk, yaygın anksiyete ve korku ijn, genetiğin önemli bir unsur olduğunu ortayaçıkarmıştır (63. Yine genetik kökleri olan huy da, anksiyete bozukluğun oluşabilmesinde önemli bir etkendir. Bir inhibitör transmitter olan Y-aminobütrik asit (GABA), üm sinapsların %40‘nı doldurmakta ve endokrin sistem gibi, anksiyete bozukluklarından da oldulça sorumlu tutulmaktadır. Bir stres etkeni ile karşılaşmak, bir endojen opioid olan ve adrenokortikotropik hormon (ACTH) ile birlikte salgılanan , p-endorfin’in (BE) salımını uyarır. Biçok fiziksel hastalık anksiyete belirtilerine benzer. Klinisyen, psikiyatrik bozukluğun olmadığını ve anksiyete belirtilerinin, tıbbi bir hastalığa bağlı ya da bir ilaç tedavisine ikinicil olarak gelişmediğini tam olarak saptamak durumundadır. Eğer bir hastalık öncesinde yoksa sonradan ortaya çıkan anksiyete, anksiyoz bir duygudurumla birlikte gelişen uyum bozukluğunun belirtisi olabilir. Anksiyetenin en sık rastlanan organik nedeni, alkol ve ilaç kullanımıdır çekilme sendromu veya entoksikasyon). Kafein toksisitesi ve kafeine artmış duyarlılık da, anksiyete belirtilerine benzeyebilir (63). Ailenin işlevsizliği ve ebeveyn psikopatolojisi, anksiyete gelişiminde ve bakımında rol oynamaktadır. Anksiyoz çocukların aileleri, anksiyete geliştirmeyenlere göre, daha çok karışan, denetim sağlayan, reddeden ve daha az yakın davranan ailelerdir (63). BELİRTİLER Anksiyetenin belirtileri otonom sinir sisteminin işlev değişikliğine bağlıdır ve genellikle sempatik aktivasyon artışı ile ilişkilidir. Otonom sinir sistemi bir çok organla bağlantılı olduğu çin uyarı seviyesindeki değişiklikler belirti olarak yansır ve bu belirti kümesine anksiyetenin objektif belirtileri denir (66). Anksiyetenin objektif belirtileri Kalp atış hızında artma,çarpıntı Terleme, titreme, sarsılma Nefes daralması, soluk kesilmesi Göğüste s ıkıntı hissi, göğs a ğrısı Bulantı ya da karın ağrısı Ateş basmaları,üüme, ürperme Uyuşma ve karıncalanmalar Baş dönmesi, sersemlik, bayılma hissi Yüz k ızarması, huzursuzluk Kan basıncında artma Anksiyetenin objektif belirtileri anksiyete bozukluklarının ortak belirti kümesidir. Anksiyete bozukluğu sendromları, bu belirtilerin farklı ortam veya şartlarda ortaya çkmas ı ya da ikincil olarak gelişen yeni belirtilerin katılımıyla oluşurlar. Anksiyete belirtileri daha açık olarak gözden geçirilirse farklı bileşenlerden oluştukları dikkati çeker (Şekil-1). Temelde beklendiği gibi otonom uyanıklığa bağlı olanlar vardır ve otonom uyanıklığın çeşitli ynlerdeki yansımaları uyku bozuklukları, kas gerginliği, hiperventilasyon ile ilşkili belirtiler ile psikolojik uyanıklık belirtilerine yol açar.Şekil-1 Anksiyete Belirtilerinin Bileşenleri(55) Şekil 1’de otonom uyanıklık belirtileri olarak gösterilmi ş olan belirtiler de aslında birçok sistemin etkilenmesi sonucu yansırlar (Şekil-2 ). Etkilenen başlıca sistemler solunum sistemi ile kalp-damar, gastrointestinal ve genitouriner sistemlerdir. Güdüğ’ gibi anksiyete belirtileri son derece yaygın bir yelpaze oluştururlar ve bu gelişme düzene ği, stres yüklenmesinden başlayan srejlerin çok (eşitli psikojenik ve fizik belirtilerle sonuçlanmasını açıklayabilir.
| Şekil-2 Otonom Uyanıklık Belirtilerini Oluşturan Sistemler (55) |
Anksiyete, daha önce de belirtildiği gibi farklı anksiyete bozukluklarında farklı şekillerde yaşanır. Bazılarında süeklidir veya ataklar halinde yaşanabilir, diğer bir töürmnde nesneler ya da durumlarla karşı karşıya gelme sonucu ortaya çıkar ya da saklıdır. Anksiyete bozuklukları üst başlığı üm bu sendromların belirti kümelerinde anksiyetenin var ve belirleyici olması nedeniyle kullanılmaktadır. Bu sendromlar diğer belirtiler, biyolojik mekanizmalar, tedaviye cevap ve bunun gibi açılardan oldukça farklıdırlar. Tanı ve Ayırıcı Tanı Depresyonda olduğu gibi birçok tıbbi hastalığın belirtileri anksiyete ile karışabilirler. Bu yüzden anksiyetenin varlığına karar vermedenönce bu hastalıkların ortaya çıkarılabilmesi çin gerekli muayene ve tetkiklerin yapılması gerekir. Diğer anksiyete bozuklukları, depresyon veya şizofrenide de anksiyete belirtileri göülebilir. Ancak anksiyetenin yaşanış tarzı, şartları ya da nedenleri farklıdır. Ayrıntılar dikkate alınarak yapılacak bir soruşturma farklılıkları açı Iça ortaya koyabilir. Anksiyetenin ayırıcı tanısında dikkate alınması gereken bir diğer konu, madde kullanımı ile çeşitli şekillerde ilişkili olarak anksiyete yaşanabilmesidir. Kafein veya kafein yoksunluğu, kokain, amfetamin ve esrar kullanımı, benzodiyazepin, barbiturat, alkol veya antidepresan kesilmesi, nikotin yoksunluğu , a- adrenerjik stimulanlar, bronkodilataörler, bazı antipsikotikler, steroidler, diyet ve grip hapları kullanırken de anksiyete benzeri belirtilerle karşılaşmanın mümkün olduğu akılda tutulmalıdır. Depresyon-Anksiyete Birlikteliği Yapılan çalışmalarda, depresyon ileĞrüşen ve hemen hemen ona en yakın olan fizyolojik yapının anksiyete olduğu, genellikle depresyonun anksiyete ile ilişkilendirildiği bildirilmiştir (56). Bu birliktelik büyük içde anksiyetenin depresyonun bilinen belirtilerinden birisi olarak tanımlanmasıyla açıklanır. Depresyon-Anksiyete birlikteliği neden önemlidir? Anksiyete belirtilileri her zaman intihar riskinde artma ve tedaviye uyumda azalmaya neden olur. Major depresyon bir anksiyete bozukluğu sendromu ile komorbid olduğunda intihar riskindeki artış belirgindir.C)neğin major depresyon ve Panik Bozukluğu çin yaklaşık %7 ‘şer olan risk bu iki tablo komorbid olduğunda %20’ ye kadar yükselir. Anksiyete belirtileri tanıyı gğde ştirir. Anksiyete belirtilerinin hâkim olduğu tabloların tedaviye cevap oranları düşkür. Bu ür tablolarda remisyona ulaşanların oranı da pür depresyonu olanlara kıyasla düşkür. Depresif duygu durumunda düzelme olmasına rağmen anksiyete belirtilerinde yeterli düzelme olmaması ile karekterize “anksiyz” tedavi cevaplarında, kalıntı belirti olarak devam eden anksiyete belirtileri sosyal işlevsellği etkilemeye devam eder ve depresyonun yineleme oranlarını artırır. Tüm kal ıntı belirtilerde olduğu gibi anksiyete belirtileri nedeniyle tam düzelmeye ulaşmayan kişilerin sağlık sistemi ve dolayısıyla toplumsal maliyetler üzerindeki ykleri daha fazladır. Yukarıda sayılan veya sayılmayan biçok nedenden dolayı depresyon tedavisinde yeterli bir düzeltmeye ulaşmak çn diğer belirtilerin yanında anksiyete belirtilerinin de tanınması ve tedaviye cevabı izlerken gjz ardı edilmemesi gerekir. Anksiyetenin belirgin olması tedavi stratejilerinde değişiklik gerektirebileceği çn en iyisi bu komorbiditenin en başta farkında olmak ve tedaviyi anksiyetenin yaratacağı riskler ve gerekliliklerçeıçevesinde düzenlenmektir. Depresyonda anksiyete belirtileri özellikle kadınlar çin önemlidir. Araştırmalar anksiyete belirtilerinin belirgin olmadığı pü depresyonların kadın ve erkeklerde aynı oranlarda olduğunu, anksiyz ve somatik belirtilerle giden depresyonların ise kadınlarda çok daha yksek oranda bulunduğunu ortaya çıkarmıştır. Bu oransal farklılık özellikle kadın hastaları tedavi ederken anksiyete belirtilerinin daha dikkatli takip edilmesini gerekli kılar (55).
| HARVEY BRADSHAW KİLİNİK AKTİVİTE İNDEKSİ | Skor |
| Genel İyilik Hissi | |
| Çok iyi | 0 |
| Ortalamanın hafif altı | 1 |
| Kü | 2 |
| Çok köıü | 3 |
| Korkunç | 4 |
| Âbdominal ağrı | |
| Yok | 0 |
| Hafif | 1 |
| Orta | 2 |
| Ciddi | 3 |
| Günlük Dışkılama sayısı (Her biri çin 1 puan) | |
| Abdominal kitle | |
| Yok | 0 |
| Şüpheli | 1 |
| Belirgin | 2 |
| Belirgin ve duyarlı | 3 |
| Komplikasyonlar (Her biri çin 1 puan) artralji,üveitis, eritema nodozum, afözüserler, piyoderma gangrenozum, anal fissür, fisü, abse vb | |
| 5 veüzeri puan aktif, 5’in altı puan remisyon olarak kabul edilir. | |
| Tablo-2 Harvey Bradshaw Klinik Aktivite İndeksi (63) |
| Parametre |
Katsayı |
Ağırlık |
| Dışkıda kan |
X 60=Y1 |
|
| Yok, az |
0 |
|
| Var |
1 |
|
| Günük D ışkılama sayısı |
X 13=Y2 |
|
| 4 ve altı |
1 |
|
| 5-7 |
2 |
|
| 8 veüzeri |
3 |
|
| Sedimantasyon hızı (mm/saat) |
X 0.5=Y3 |
|
| Hb (g/dl) |
X (- 4)=Y4 |
|
| Albümin (g/dl) |
X (- 15)=Y5 |
|
| Sabit |
200 |
|
|
KAİ= Y1+Y2+Y3+Y4+Y5+200 |
||
| Değerlendirme | KAİ < 150 Hafif, Remisyon KAİ = 150-220 Orta KAİ > 220 Ağır | |
| Tablo-3 SEO Klinik Aktivite İnd | eksi (KAİ) (64) | |
İSTATİKSEL BULGULAR
iseratif kolit ve Crohn hastalarının yaşam kalitesinin değerlendirilmesi, çeşitli değişkenlere göre depresyon ve anksiyete düzeylerinin belirlenmesi amacıyla yapılan bu çalışmamıza, Nisan 2007 - Ekim 2007 tarihleri arasında Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi, 1. Dâhiliye Klini ği, Gastroenteroloji polikliniğine başvuran 16-69 yaş arası 50Üseratif kolit (24E, 26K), 40 Crohn hastalığı (22E, 18K) olan toplam 90 inflamatuvar barsak hastası alındı.ÜK-CROHN:
Hastaların ÜK veya Crohn hastası olmaları açısında değerlendirme yapıldığında Crohn hastalarının daha fazla sigara içtikleri (p=0,000), diğer hastalıklarının sayısının daha az olduğu (p=0,008), daha fazla ameliyat geçirdikleri (p=0,010), ve son iki yılda hastaneye yatışlarının daha fazla olduğu tespit edilmiştir. Crohn hastalarının anksiyete ve depresyon seviyelerinin daha fazla, fiziksel fonksiyon, fizyolojik rol gçüü vitalite, emosyonel rol güüü boyutlarında yaşam kalitesinin daha cüşk olduğu, ancak bu farkların istatiksel olarak anlamlı seviyeye ulaşmadıkları tespit edilmiştir. Daha fazla hasta ile yapılacak çalışmalarda literatüre uygun olarak bu farkların istatiksel olarak anlam kazanabileceği değerlendirilmektedir.|
ÜK |
Crohn |
P= |
|
| Sigara |
2,70± 0,7 |
2,00±0,7 |
,000 |
| Diğer hastalıkların sayısı |
0,66±0,42 |
0,24±0,42 |
,000 |
| Ameliyat sayısı |
0,24±-0,47 |
0,71±-0,47 |
,010 |
| Hastane yatış sayısı |
0,46±-0,44 |
0,90±-0,44 |
,035 |
| Tablo-4 ÜK-Crohn Arasındaki Farklar (t-testi) |
| Remisyon |
Aktive |
P= |
|
| Depresyon | 6,93± 4,2 |
9,23t4,3 |
,034 |
| RolFizyolojik | 71,97± 21,0 |
59,52t14,7 |
,004 |
| Ağrı | 70,83± 20,1 |
55,95t18,4 |
,003 |
| GenelSağlık | 56,10± 17,0 |
46,31±14,0 |
,020 |
| Vitalite | 60,68± 20,8 |
47,22t15,9 |
,004 |
| Mental Sağlık | 62,36± 18,1 |
51,9Qt 16,9 |
,023 |
| Tablo- 5 Hastalığın Remisyonda-Aktive Olması Arasındaki Farklar (t-testi) |
|
Evli |
Bekar |
P= |
|
| Yaşı | 38,77± 12,0 |
24,70t5,8 |
,000 |
| Sigara | 2,27± 0,9 |
2,80t0,6 |
,004 |
| Depresyon | 8,27± 4,3 |
5,10t3,2 |
,001 |
| Fiziksel fonksiyon | 77,50± 16,6 |
87,66t14,2 |
,015 |
| Depresyonvaryok | 0,57± 0,4 |
0,20t0,4 |
,002 |
|
Erkek |
Kadın |
P= |
|
| Anksiyete |
7,80± 4,39 |
10,29t4,10 |
,007 |
| Ağrı |
72,34± 21,71 |
60,66t18,47 |
,008 |
| Eğitim Seviyesi |
2,17± 1,51 |
1,58t0,87 |
,026 |
| Sigara |
2,15± 0,94 |
2,62±0,77 |
,011 |
| AnksiyeteVarYok |
0,26± 0,44 |
0,47±0,50 |
,040 |
Tablo- 7 Cinsiyete Göre Farklar (t-testi)
SİGARA: Ç ışmamızda hastaların sigara çip içmemelerine göre hastalar arasındaki farklar incelendiğinde, depresyonda olanların, Crohn hastalarının, eğitim seviyesi düük hastaların, erkeklerin ve evli hastaların daha çok sigara çtikleri tespit edilmiştir (Tablo-8).|
İçiyor |
İçmiyor |
P= |
|
| Depresyon | 10,00± 4,0 |
6,78t4,1 |
,002 |
| DepresyonVarYok | 0,75± 0,4 |
0,4(±0,4 |
,003 |
| Hastalık Tanısı | 1,80± 0,4 |
1,33t 0,4 |
,000 |
| Medeni Hal | 1,92± 0,2 |
1,7(10,4 |
,009 |
| Cinsiyet | 1,32± 0,4 |
1,6(10,4 |
,018 |
| Eğitim Seviyesi | 1,28± 0,6 |
2,16t1,4 |
,000 |
|
İçiyor |
İçmiyor |
P= |
|
| Diğer Hastalıkların Sayısı |
2,00 |
0,46 |
,048 |
| Tablo- 9 Alkol Kullanımına Göre Farklar (t-testi) |
ANKSİYETE: Anksiyete değişkeni incelendiğinde, son altı ay içinde hastalığının aktivasyon sayısı fazla, depresyonda olan, bayan hastalarda daha yüksek olduğu görülmektedir. Buna karşın eğitim seviyesinin yükselmesiyle, fiziksel fonksiyon, fizyolojik rol güçlüğü, ağrı, genel sağlık, vitalite, sosyal fonksiyon, emosyonel rol güçlüğü ve mental sağlık faktörlerinin artmasıyla anksiyetenin azaldığı gözlenmiştir (Tablo-10).
|
Doğru Orantılı |
Ters Orantılı |
|||
|
Değişken |
P |
Değişken |
P | |
|
Aktivasyon sayısı |
,265 |
Eğitim seviyesi |
,255 | |
|
Depresyon |
,568 |
Fiziksel fonksiyon |
,495 | |
|
Cinsiyet (Kadınlarda daha fazla) |
,284 |
Fizyolojik rol güçlüğü |
,489 | |
|
Anksiyete |
Ağrı |
,452 | ||
|
Genel sağlık |
,512 | |||
|
Vitalite |
,547 | |||
|
Sosyal fonksiyon |
,241 | |||
|
Emosyonel rol güçlüğü |
,428 | |||
|
Mental sağlık |
,622 | |||
| Tablo- 10 Anksiyete ile Diğer Faktörlerin İlişkisi (Korelasyon) |
Yine t-testinde de benzer sonuçlar elde edilmiş olup, hastalarda anksiyete olup olmamasına göre değerlendirme yapıldığında; cinsiyet (p=0,040), eğitim seviyesi (p=0,002), depresyon olup olmaması (p=0,001), depresyon seviyesi (p=0,000), fiziksel fonksiyon (p=0,000), fizyolojik rol güçlüğü (p=0,000), ağrı (p=0,002), genel sağlık (p=0,000), vitalite (p=0,000), sosyal fonksiyon (p=0,000), emosyonel rol güçlüğü (p=0,007), mental sağlık (p=0,000) faktörlerinde istatiksel olarak anlamlı fark tespit edilmiştir (Tablo-11).
|
Anksiyete Var |
Anksiyete Yok |
P= |
|
|
Depresyon |
9,84±4,1 |
6,33±3,8 |
,000 |
|
Fiziksel fonksiyon |
71,11±17,1 |
85,20±13,9 |
,000 |
|
Rolfiz |
59,84±13,1 |
75,00±21,9 |
,000 |
|
Ağrı |
57,65±18,7 |
71,59±20,3 |
,002 |
|
Ğensağ |
45,05±11,9 |
57,87±17,0 |
,000 |
|
Vitalite |
46,21±17,4 |
63,61±18,8 |
,000 |
|
Rolgüçlüğüemosyonel |
66,16±17,4 |
77,97±22,0 |
,007 |
|
Mental sağlık |
48,38±15,1 |
66,01±16,2 |
,000 |
|
Cinsiyet |
1,64±0,4 |
1,41±0,4 |
,040 |
|
Eğitim seviyesi |
1,42±0,9 |
2,20±1,3 |
,002 |
|
Depresyonvaryok |
0,72±0,4 |
0,36±0,4 |
,001 |
| Tablo-11 Anksiyete ile Diğer Faktörlerin İlişkisi (t-testi) |
Buna karşın; doğum yeri, yaş, medeni hal, tanı yılı, sigara kullanımı, alkol kullanımı, diğer hastalıkların olması, ileostomi, ileoanal anostomos, ileorektal anostomos, ameliyat sayısı, son iki yıl içinde hastaneye yatış sayısı, hastalık aktivite indeksi, hastalığın lokalizasyonu, anksiyete faktörleri ile arasında doğrusal ve istatiksel olarak anlamlı ilişki bulunamamıştır.
|
M odel |
R |
R Kare |
Düzeltilmi ş R Kare |
R Kare Değişimi |
F Değişimi |
Sig. F Değişimi |
| 1 |
,63(a) |
,402 |
,387 |
,402 |
26,924 |
,000 |
| 2 |
,70(b) |
,492 |
,466 |
,090 |
6,895 |
,012 |
| 3 |
,74(c) |
,547 |
,511 |
,055 |
4,623 |
,038 |
| a Tahmin Eden Değişken(TED): Mental Sağlık b Tahmin Eden Değişken: Mental Sağlık, tanı yılı c Tahmin Eden Değişken: Mental Sağlık, tanı yılı, Ağrı) d Bağımlı Değişken: Anksiyete Tablo- 12 Anksiyete ile Diğer Faktörlerin İlişkisi (Regresyon analizi) |
| Depresyon |
Doğru Orantılı |
Ters Orantılı |
||
|
Değişken |
P |
Değişken |
P | |
|
Sigara kullanımı |
,315 |
Eğitim seviyesi |
,394 | |
|
Aktivasyon sayısı |
,268 |
Fiziksel fonksiyon |
,526 | |
|
HAİ |
,409 |
Fizyolojik rol güçlüğü |
,508 | |
|
Hast. Aktivasyon Durumu |
,232 |
Ağrı |
,571 | |
|
Anksiyete |
,568 |
Genel sağlık |
,497 | |
|
Medeni hal (Evliler daha yüksek) |
,326 |
Vitalite |
,649 | |
|
Sosyal fonksiyon |
,467 | |||
|
Emosyonel rol güçlüğü |
,400 | |||
|
Mental sağlık |
,648 | |||
| Tablo- 13 Depresyon ile Diğer Faktörlerin İlişkisi (Korelasyon) |
|
Depresyon varyok |
Depresyon VAR |
Depresyon YOK |
P= |
|
Anksiyete |
11,28±3,6 |
6,80±3,9 |
,000 |
|
Depresyon |
11,28±2,3 |
3,95±2,0 |
,000 |
|
Fızıksel fonksıyon |
72,51±15,6 |
87,55±13,9 |
,000 |
|
Rolfız |
60,83±16,3 |
78,05±20,6 |
,000 |
|
Ağrı |
56,96±18,8 |
76,09±18,2 |
,000 |
|
Ğensağ |
46,51±11,4 |
59,82±18,1 |
,000 |
|
Vıtalıte |
46,48±16,5 |
68,08±17,5 |
,001 |
|
Sosyal fonksiyon |
64,00±15,4 |
78,18±20,3 |
,000 |
|
Rolgtçltğtemosyonel |
65,18±18,0 |
82,19±20,7 |
,000 |
|
Mental sağlık |
49,55±14,6 |
69,62±15,2 |
,000 |
|
Anksiyete varyok |
0,53±0,5 |
0,20±0,4 |
,001 |
|
Eğitim seviyesi |
1,41±0,7 |
2,42±1,5 |
,000 |
|
Sigara |
2,14±0,9 |
2,64±0,7 |
,007 |
|
Model |
R | R Kare | Düzeltilmi ş R Kare | R Kare Değişimi |
F Değişimi |
P (F Değişimi) |
|
1 |
,647 | ,419 | ,404 | ,419 |
28,82 |
,000 |
|
2 |
,762 | ,580 | ,558 | ,161 |
14,95 |
,000 |
|
3 |
,804 | ,647 | ,619 | ,067 |
7,22 |
,011 |
|
4 |
,828 | ,686 | ,652 | ,039 |
4,61 |
,038 |
|
5 |
,849 | ,720 | ,681 | ,034 |
4,39 |
,043 |
|
6 |
,878 | ,771 | ,731 | ,050 |
7,66 |
,009 |
|
7 |
,894 | ,799 | ,757 | ,028 |
4,75 |
,036 |
| a Tahmin Eden Değişken: Fızıksel fonksıyon b TED: Fızıksel fonksıyon, ğenSağ c TED: Fızıksel fonksıyon, ğenSağ sigar d TED: Fızıksel fonksıyon, ğenSağ, sigara, Mental Sağlık, e TED: Fızıksel fonksıyon, ğenSağ, sigara, Mental Sağlık, cinsiyet f TED: Fızıksel fonksıyon, ğenSağ sigara, Mental Sağlık, cinsiyet, doğum yeri g Bağımlı Değişken: depresyon Tablo- 15 Depresyon ile Diğer Faktörlerin İlişkisi (Regresyon analizi) |
FİZİKSEL FONKSİYON: Yaşam kalitesinin fiziksel fonksiyon boyutu incelendiğinde, bekârlarda, erkeklerde, hastalığı remisyonda olanlarda ve eğitim seviyesi yüksek hastalarda daha yüksek olduğu görülmektedir. Ayrıca fizyolojik rol güçlüğü ve fizyolojik rol güçlüğü başta olmak üzere yaşam kalitesinin diğer boyutlarıyla yüksek derecede korele olduğu görülmektedir. Bunlarda başka hastaneye yatış sayısı, anksiyete ve depresyon arttıkça yaşam kalitesinin fiziksel fonksiyon boyutunun azaldığı gözlenmiştir (Tablo-16).
|
Doğru Orantılı |
Ters Orantılı |
|||
|
Değişken |
P |
Değişken |
P | |
|
Cinsiyet (Erkeklerde daha fazla) |
,281 |
Hastaneye yatış sayısı |
,264 | |
|
Eğitim seviyesi |
,221 |
Anksiyete |
,495 | |
|
Fiziksel |
Fizyolojik rol güçlüğü |
,537 |
Depresyon |
,526 |
|
fonksiyon |
Ağrı |
,388 | ||
|
Genel sağlık |
,372 | |||
|
Vitalite |
,433 | |||
|
Sosyal fonksiyon |
,521 | |||
|
Emosyonel rol güçlüğü |
,461 | |||
|
Mental sağlık |
,407 | |||
| Tablo-16 Fiziksel fonksiyon ile Diğer Faktörlerin İlişkisi (t-testi veKorelasyon) |
Buna karşın; doğum yeri, yaş, tanı yılı, sigara kullanımı, son altı ay içinde hastalığın aktivasyon sayısı, hastalık aktivite indeksi, hastalığın lokalizasyonu ile arasında doğrusal ve istatiksel olarak anlamlı ilişki bulunamamıştır. FİZYOLOJİK ROL GÜÇLÜĞÜ: Yaşam kalitesinin fizyolojik rol güçlüğü boyutu incelendiğinde, bekârlarda ve eğitim seviyesi yüksek hastalarda daha yüksek olduğu görülmektedir. Ayrıca emosyonel rol güçlüğü ve vitalite başta olmak üzere yaşam kalitesinin diğer boyutlarıyla yüksek derecede korele olduğu görülmektedir. Bunlardan başka hastalığın aktive olmasıyla, anksiyete ve depresyonun artmasıyla yaşam kalitesinin fiziksel fonksiyon boyutunun azaldığı gözlenmiştir (Tablo-17).
| Fizyolojik rol güçlüğü |
Doğru Orantılı |
Ters Orantılı |
||
|
Değişken |
P |
Değişken |
P | |
|
Medeni hal (Bekârlar daha yüksek) |
,246 |
Hastalığın aktivasyon durumu |
,269 | |
|
Eğitim seviyesi |
,368 |
Anksiyete |
,489 | |
|
Fiziksel fonksiyon |
,537 |
Depresyon |
,508 | |
|
Ağrı |
,380 | |||
|
Genel sağlık |
,389 | |||
|
Vitalite |
,639 | |||
|
Sosyal fonksiyon |
,570 | |||
|
Emosyonel rol güçlüğü |
,786 | |||
|
Mental sağlık |
,538 | |||
|
Doğru Orantılı |
Ters Orantılı |
|||
|
Değişken |
P |
Değişken |
P |
|
|
Cinsiyet (Erkeklerde daha fazla) |
,246 |
Aktivasyon sayısı |
,225 |
|
|
Eğitim seviyesi |
,221 |
HAİ |
,455 |
|
| Ağrı |
Fiziksel fonksiyon |
,388 |
Hastalığın aktivasyon durumu |
,315 |
|
Fizyolojik rol güçlüğü |
,380 |
Anksiyete |
,452 |
|
|
Genel sağlık |
,507 |
Depresyon |
,571 |
|
|
Vitalite |
,594 |
|||
|
Sosyal fonksiyon |
,419 |
|||
|
Emosyonel rol güçlüğü |
,342 |
|||
|
Mental sağlık |
,503 |
|||
| Tablo- 18 Ağrı ile Diğer Faktörlerin | lişkisi (t-testi ve Korelasyon) | |||
| Genel sağlık |
Doğru Orantılı |
Ters Orantılı |
||
|
Değişken |
P |
Değişken |
P | |
|
Fiziksel fonksiyon |
,372 |
Aktivasyon sayısı |
,227 | |
|
Fizyolojik rol güçlüğü |
,389 |
Hastalığın aktivasyon durumu |
,256 | |
|
Ağrı |
,507 |
Anksiyete |
,512 | |
|
Vitalite |
,674 |
Depresyon |
,497 | |
|
Sosyal fonksiyon |
,376 | |||
|
Emosyonel rol güçlüğü |
,376 | |||
|
Mental sağlık |
,603 | |||
| Tablo- 19 Genel Sağlık ile Diğer Faktörlerin İlişkisi (t-testi ve Korelasyon) |
Buna karşın; yaş, medeni hal, cinsiyet, eğitim seviyesi, tanı yılı, sigara kullanımı, alkol kullanımı, diğer hastalıkların olması, ileostomi, ileoanal anostomos, ileorektal anostomos, ameliyat sayısı, son iki yıl içinde hastaneye yatış sayısı, hastalık aktivite indeksi, hastalığın lokalizasyonu ile arasında doğrusal ve istatiksel olarak anlamlı ilişki bulunamamıştır. VİTALİTE: Yaşam kalitesinin vitalite boyutu incelendiğinde, hastalığı remisyonda olanlarda daha yüksek olduğu görülmektedir. Ayrıca genel sağlık ve mental sağlık başta olmak üzere yaşam kalitesinin diğer boyutlarıyla yüksek derecede korele olduğu görülmektedir. Bunlardan başka hastalığın aktive olmasıyla, HAİ, anksiyete ve depresyonun artmasıyla yaşam kalitesinin vitalite boyutunun azaldığı gözlenmiştir (Tablo-20).
|
Doğru Orantı |
ı |
Ters Orantılı |
||
|
Değişken |
P |
Değişken |
P |
|
|
Fiziksel fonksiyon |
,433 |
HAİ |
,392 |
|
| Vitalite |
Fizyolojik rol güçlüğü |
,639 |
Hastalığın aktivasyon durumu |
,287 |
|
Ağrı |
,594 |
Anksiyete |
,547 |
|
|
Genel sağlık |
,674 |
Depresyon |
,649 |
|
|
Sosyal fonksiyon |
,503 |
|||
|
Emosyonel rol güçlüğü |
,568 |
|||
|
Mental sağlık |
,814 |
|||
|
Doğru Orantılı |
Ters Orantılı |
|||
|
Değişken |
P |
Değişken |
P |
|
|
Fiziksel fonksiyon |
,521 |
İleorektal anostomos |
,229 |
|
|
Sosyal fonksiyon |
Fizyolojik rol güçlüğü |
,570 |
Anksiyete |
,241 |
|
Ağrı |
,419 |
Depresyon |
,467 |
|
|
Genel sağlık |
,376 |
|||
|
Vitalite |
,503 |
|||
|
Emosyonel rol güçlüğü |
,530 |
|||
|
Mental sağlık |
,432 |
|||
| Tablo- 21 Sosyal Fonksiyon ile Diğer Faktörlerin İlişkisi (t-testi ve Korelasyon |
Buna karşın; yaş, medeni hal, cinsiyet, eğitim seviyesi, tanı yılı, sigara kullanımı, alkol kullanımı, diğer hastalıkların olması, ileostomi, ileoanal anostomos, ameliyat sayısı, son iki yıl içinde hastaneye yatış sayısı, hastalık aktivite indeksi, hastalığın lokalizasyonu ile arasında doğrusal ve istatiksel olarak anlamlı ilişki bulunamamıştır.
|
Doğru Orantılı |
Ters Orantılı |
||
|
Değişken |
P | Değişken |
P |
|
Fiziksel fonksiyon |
,461 | Anksiyete |
,428 |
|
Fizyolojik rol güçlüğü |
,786 | Depresyon |
,400 |
|
Ağrı |
,342 | ||
|
Genel sağlık |
,376 | ||
|
Vitalite |
,568 | ||
|
Sosyal fonksiyon |
,530 | ||
|
Mental sağlık |
,498 | ||
| Emosyonel rol güçlüğü |
ablo- 22 Emosyonel Rol Güçlüğü ile Diğer Faktörlerin İlişkisi (t-testi ve Korelasyon)
Buna karşın; yaş, medeni hal, cinsiyet, eğitim seviyesi, tanı yılı, sigara kullanımı, alkol kullanımı, diğer hastalıkların olması, ileostomi, ileoanal anostomos, ileorektal anostomos, ameliyat sayısı, son iki yıl içinde hastaneye yatış sayısı, hastalık aktivite indeksi, hastalığın lokalizasyonu ile arasında doğrusal ve istatiksel olarak anlamlı ilişki bulunamamıştır. MENTAL SAĞLIK: Yaşam kalitesinin mental sağlık boyutu incelendiğinde, hastalığı remisyonda olanlarda daha yüksek olduğu görülmektedir. Ayrıca genel sağlık ve vitalite başta olmak üzere yaşam kalitesinin diğer boyutlarıyla yüksek derecede korele olduğu görülmektedir. Bunlardan başka hastalığın aktive olmasıyla, HAİ, anksiyete ve depresyonun artmasıyla yaşam kalitesinin mental sağlık boyutunun azaldığı gözlenmiştir (Tablo-23).|
Doğru Orantılı |
Ters Orantılı |
|||
|
Değişken |
P |
Değişken |
P |
|
|
Fiziksel fonksiyon |
,407 |
HAİ |
,306 |
|
|
Mental sağlık |
Fizyolojik rol güçlüğü |
,538 |
Hastalığın aktivasyon durumu |
,250 |
|
Ağrı |
,503 |
Anksiyete |
,622 |
|
|
Genel sağlık |
,603 |
Depresyon |
,648 |
|
|
Vitalite |
,814 | |||
|
Sosyal fonksiyon |
,432 | |||
|
Emosyonel rol güçlüğü |
,498 | |||
| Tablo- 23 Mental Sağlık ile Diğer Faktörlerin İlişkisi (t-testi ve Korelasyon) |
Buna karşın; yaş, medeni hal, cinsiyet, eğitim seviyesi, tanı yılı, sigara kullanımı, alkol kullanımı, diğer hastalıkların olması, ileostomi, ileoanal anostomos, ileorektal anostomos, ameliyat sayısı, son iki yıl içinde hastaneye yatış sayısı, hastalık aktivite indeksi, hastalığın lokalizasyonu ile arasında doğrusal ve istatiksel olarak anlamlı ilişki bulunamamıştır.
TARTIŞMA
İnflamatuar Barsak Hastalığı (İBH) idiopatik ve kronik bir barsak enflamasyonu olup, remisyon ve relapslarla seyreder. İBH 15-35 yaşları arasında en yksek insidansa sahip olup yaşam sürecinin çok aktif bir dönemini kapsamaktadır. Bu dönemde insanlar ın hayatında eğitim, kariyer ve evlilik gibi çok önemli olaylar yer almaktadır. Bu nedenle hastaların, iş, aile, evlilik yaşamı, sosyal ilişkileri, sosyal faaliyetleri, emosyonel fonksiyonlarını ve yaşam kalitesini etkilemektedir. Artık semptomlardan arınma ve fonksiyonların tam olarak yapılabilmesi, yaşam kalitesini belirleyen yeni bir kavram olarak kronik hastalıkların değerlendirilmesinde önemli bir yer tutmaktadır. İBH’nın kronikliği ve hastaların yaşam kalitesini etkilediği biçokçal ışmada gösterilmiştir. İBH’nın tipik semptomları olan diyare, rektal kanama, karın ağrısı, şişkinlik, inkontinans gibi sorunların hem hastaların kontroü dışında olması hem de özellikle alevlenme dönemlerinde hastayı aşırı rahatsız etmesi, hastalığın alevlenme belirsizliği, hayatlarının hastalık tarafından kontrol edilmesi ve toplumla olan ilişkilerinde karşılaştıkları güMeri art ırması nedeniyle yaşam kalitesi, anksiyete ve depresyonüzerinde etkisi olduğu birçok araştırmada gözlemlenmiştir. Gürünüzde semptomlardan arınma ve fonksiyonların tam olarak yapılabilmesi, yaşam kalitesini belirleyen, yeni bir kavram olarak, kronik hastalıkların değerlendirilmesinde önemle yerini almalıdır. İBH’da 1978 yılından gjriünüze kadar, yaşam kalitesi kavramını, hastalığın değerlendirilmesindeki önemini ortaya gkaran çal ışmalar yapılmaktadır (42). Kronik hastalıklar arasında önemli bir yer tutan İBH, bireylerin aktif yaşamlarını, sosyal fonksiyonlarını ve fonksiyonel kapasitelerini etkilediğinden, yaşam kalitesi sonuçlarıönemli göstergeler olarak kabul edilmektedir. Yaptığımız çalışmada çoğunlukla bilimsel literatürle uyumlu, kimi hususlarda da farklı sonuçlar elde edilmiştir. Elde edilen sonuçlar bilimsel yazında konu ile ilgili çal ışmalarla karşılıklı olarak tartışılmış, yapılan değerlendirmeler sonunda ulaşılan sonuçlar ve bunlara dayalı yapılan teklifler aşağıda sunulmuştur. Nardin ve ark. 492 (331 ÜK, 161 CH) İBH’lı hastanın yaşam kalitesi ve psikolojik stresini araştırmışlar. Çalışmalarında SF-36 Yaşam Kalitesi ciçsği, İBH’lığı anketi ve HAD öçeği kullanmışlar. Çalışma sonucunda ÜK’li hastaların yaşam kaliteleri CH hastalarının yaşam kalitesinden daha yüksek bulunmuş, ileostomisi olan hastaların yaşam kalitesinde değişiklik gözlemlenmezken, ileoanal anostomozu olan hastaların yaşam kalitesinin daha cüük olduğu saptanmıştır (65). Yapılan başka çalışmalarda da benzer sonuçlar elde edilmiştir (66, 67, 67). CH hastalarının ÜK hastalarından daha fazla anksiyete ve depresyona sahip oldukları gözlenmi ştir. CH hastalarındaki anksiyete ve depresyonun daha fazla grime sebebi CH hastalığının semptomlarının daha ağır olmasından ileri geldiği düürülmektedir. İloanal anostomoza sahip olan hastalarda anksiyete ve depresyon düzeyleri daha yüksek saptanırken, ileostomili hastalarda ileostomisi olmayan hastalara göre anksiyete ve depresyon açısından fark gözlenmemi ştir. Pace ve Ark., İrritabl Barsak Sendromu ile İBH’lı hastaların yaşam kalitesi açısından karşılaştırılmasını amaçlayan birçalışma yapmışlardır.Ça ışmaya 80 İBH (26 ÜK 54 crohn) ve 85 İBS’li hasta katılmıştır.Çai ışmaya katılan hastalara SF-36 yaşam kalitesi öçeği, SCL-90 psikoljik profil öçeği ve SRE stresli yaşam olayları öçeği uygulanmıştır. İBS ile İBH’lı hastaların yaşam kaliteleri ve psikolojik stresleri arasında anlamlı bir fark saptanmamıştır. Ancak ÜK ve Crohn hastaları karşılaştırıldığında Crohn hastalarının yaşam kalitesinin daha düşük olduğu saptanmıştır (67). Loonen ve ark. yaptıkları çalışmada, İBH’lı pediatrik hastalarda kullanılan hastalığa özgj yaşam kalitesi öçeğini (Impact-2) kullanmışlardır. Çalışma sonucunda İBH’lı adolesan hastaların yaşam kalitesinin genel toplumdan belirgin şekilde cüük olduğu, ancak daha erken yaş grubundaki İBH’lı hastaların cüük olmadığı gözlenmiştir. Bunun sebebi olarak ise daha erken yaş grubundaki hastaların hastalık aktivitesinin hafif olmasıyla açıklamışlardır. Yine bu çalışmanın sonucunda Crohn’lu hastaların yaşam kalitesi, ÜK hastalarına göre daha düşük olduğu saptanmıştır (68). Mukherjee ve ark. İBH’lı 19 anne ve 5 babanın (14 crohn, 10ÜK) kat ıldığı bir çalışma yapmışlardır. Bu çalışmada İBH’ın anne ve baba olarak onları nasıl etkilediği, çocuklarının bu durumdan nasıl etkilendiği, karşılaştıkları gçüklerle nasıl başa çıktıkları, verilen sağlık hizmetlerinden ne gibi beklentiler çinde olduklarının ortaya konması amaçlanmıştır. Yntem olarak grup tartışmaları, bire-bir mülakatlar ve kısa IBDQ öçeği kullanılmıştır. İBH’lı anne-babaların olumlu bir sonuç olarak çocuklarıyla daha yakın bağlar kurdukları gzlemlenmiştir. Olumsuz etkileri olarak czetle kük çocuklara bakmakta zorlandıkları, gocukları okula gjöüüp getirmede, okulun faaliyetlerine katılmada zorluklarla karşılaştıkları belirtilmiştir. Hastaların destek amacı ile sağlık çalışanlarına ve kendi ailelerine başvurdukları grlnüşür. Ayrıca çalışma sonucunda Crohn hastalarının yaşam kalitesi, ÜK hastalarınınkinden daha düşük bulunmuştur (66). Bizim çalışmamızda hastaların ÜK veya Crohn hastası olmaları açısında değerlendirme yapıldığında Crohn hastalarının daha fazla sigara içtikleri (p=0,000), diğer hastalıklarının sayısının daha az olduğu (p=0,008), daha fazla ameliyat geçirdikleri (p=0,010), ve son iki yılda hastaneye yatışlarının daha fazla olduğu tespit edilmiştir. Bunun sebebini Crohn Hastalığının cerrahi tedaviyi daha fazla gerektirmesinden kaynaklanabileceği değerlendirilmektedir (38). Crohn hastalarının anksiyete ve depresyon seviyelerinin daha fazla, fiziksel fonksiyon, fizyolojik rol güçlüğü, vitalite, emosyonel rol güçlüğü boyutlarında yaşam kalitesinin daha düşük olduğu, ancak bu farkların istatiksel olarak anlamlı seviyeye ulaşmadıkları tespit edilmiştir. Daha fazla hasta ile yapılacak çalışmalarda literaüe uygun olarak bu farkların istatiksel olarak anlam kazanabileceği değerlendirilmektedir Smolen ve Tobb yaptıkları çalışmada İBH’lı hastaların yaşam kalitesi ile kendine bakabilme yetenekleri arasında ilişki olup olmadığını araştırmışlardır. 34 İBH (21 E, 13K) hastasına kendine yetebilme oçeği (ASA-A scale) ve IBDQ oçeği uygulamışlardır. Hastaların cinsiyet, medeni hal, yaş, eğitim seviyesi, hastalığın tanı yılı, gelir düzeyi, kullandığı ilaç sayısı ve başta kronik hastalıklarının olup olmadığını sorgulamışlardır. Çalışma sonucunda yaşam kalitesi ile kendi kendine bakabilme yeteneği arasında istatiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Ayrıca yaşam kalitesi ile demografik faktörler arasında da anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Çalışmaya katılan 34 hastanın yaşam kalitesi ve kendi kendine bakabilme yeteneği yüksek olarak saptanmış olup bunun sebebinin ise hastaların eğitim seviyelerinin yüksek olması ile ilişkili olabileceği belirtilmiştir (69). Bizim çalışmamızda İBH hastalarının yaşam kalitesine demografik faktörler açısından bakıldığında; erkeklerin fizyolojik rol gçüsü ve ağrı boyutunda; bekâr hastaların fizyolojik rol gçüğj ve fiziksel fonksiyon boyutunda; eğitim seviyesi yüksek hastaların fizyolojik rol gğüü fiziksel fonksiyon ve ağrı boyutunda yaşam kalitelerinin daha yüksek olduğu gözlenmiştir. Guaasoraa ve ark. 94 Crohn hastası ve eşit sayıda yaş ve cinsiyet oranına sahip 94 kontrol grubu arasında yaşam kalitesi açısından fark olup olmadığını araştırmışlardır. Çalışmalarında Mc Master IBDQ23 ölçeğini kullanmışlar, ölçeğin barsakla ilgili olan sorularını hastalara ve kontrol grubuna uygulamamışlardır. Hastaların yaşam kalitesinin kontrol grubundan anlamlı olarak düşük olduğu saptanmıştır. Ayrıca remisyonda olan hastaların yaşam kalitesi, relapsta olan hastaların yaşam kalitesinden anlamlı olarak yüksek saptanmıştır (70). Yapılan başka çalışmalarda da benzer sonuçlar elde edilmiştir (71). Çalışmaya alınan 17 stomalı veya ileorektal anostomozlu hastanın yaşam kalitesinde stoma veya ileorektal anostomoz olmayan hastalar göre anlamlı bir fark bulunamamıştır. Benzer şekilde bizim çalışmamızda da hastalığı remisyonda olan hastaların yaşam kalitesi, relapsta olan hastaların yaşam kalitesinden anlamlı olarak yüksek saptanmıştır. Zaag Loonen ve Ark. IBD’li bireylerde yaşam kalitesi ve başa çıkma stratejilerini karşılaştırmayı amaçlamışlardır. Metot olarak genel başa çıkma ölçeği, hastalıkla ilgili başa çıkma ölçeği ve IBDQ ölçeğini hastalara uygulamışlardır. Sağlıklı bireylerin normatif verileri bulunduğundan dolayı çalışmaya kontrol grubu dâhil edilmemiştir (71). Çalışmaya 65 İBD’li (33 Crohn, 30ÜK, 2 indetermine kolit) hasta câhil edilmiştir. İBD’li kendi çinde yapılan istatiksel incelemesinde bayanların daha düşük yaşam kalitesine sahip olduğu, hastalık aktivitesi yüksek olanların daha düşük yaşam kalitesine sahip olduğu grimüşür. Bizim çalışmamızda da bayanların fizyolojik rol gçüü1 ve ağrı boyutunda; yaşam kalitelerinin daha düşük olduğu gözlenmiştir. Aynı çal ışmada İBD’li hastaların yaşı ile yaşam kalitesi arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. ÜK ve Crohn hastalarının yaşam kalitesi arasında fark saptanmamıştır. İBD’li hastaların sağlıklı diğer bireylerden daha düşk yaşam kalitesine sahip oldukları ve genel olarak problemlerle başa çıkmada kaçınma stratejilerini daha fazla kullandıkları görülmüştür. Mussel ve ark. yaptığı çal ışmada 28 İBH’lı hastanın bilişsel davranışçı tedavi ile psikolojik stresinin azaltılması amaçlanmıştır. Hastalar ile ayda bir olmak üzere toplam 12 kez göüşme yapılmıştır. psikolojik stresin semptomlarını değerlendirmek çin semptom kontrol listesi, depresyon ve anksiyete dt^ekleri kullanmışlardır. Tedavi ile birlikte ezellikle bayanların depresif semptomlarında azalma gözlenmiştir. Tedavi sonrasında ÜK’li hastaların hastalık kaynaklı anksiyetelerinde azalma göüüken Crohn’lu hastaların anksiyetesinde azalma göimemi ştir (72). Çalışmamızda evli olan hasta grubunda depresyon bekârlara göre istatiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur(p=0,001). Evli olan insanlarda sosyal sorumluluğun fazla olmasının depresyonu arttırmış olabileceği düşünülmektedir. Hastalar cinsiyet açısından değerlendirildiğinde, kadınlarda depresyonun erkeklerden daha yksek olduğu saptanmıştır. Ancak korelasyon testine göre ykseklik istatiksel açıdan anlamlı bulunurken, t-testine göe istatiksel açıdan anlamlı bulunmamıştır. Kadınların sosyal yaşamda hem eş hem anne rolüstlenmeleri, hem de çalışma hayatında yer almaları nedeniyle daha fazla strese maruz kaldıkları ve bu yjzden de dahaçok depresyona girdikleri diürülmektedir. Son araştırmalar göstermiştir ki, hastaların tedavi sürecinde daha fazla bilgilendirilmesi ve sürece dâhil edilmesi, hastanın tatminini artırmakta, tedaviden daha iyi sonuçlar elde edilmesine ve sağlık kaynaklarının daha etkin bir şekilde kullanılmasını sağlamaktadır (73). Hastaların eğitim seviyesi arttıkça depresyonun azaldığı gözlenmi ştir. Hastanın eğitim seviyesi arttıkça, ki şinin hastalığa ait bilgisi artmakta ve ona bağlı olarak depresyonunun azaldığı Güşmlmektedir. Ayrıca, doktorun hastalık hakkında kişiyi yeterince bilgilendirmesi de depresyonu azaltacaktır. Cinsiyetle ilgili bulgular da göz öüne alındığında, doktorların özellikle eğitim seviyesi düşük ve bayan hastalara, hastalıkları ile ilgili ne kadar çok bilgilendirme yaparlarsa, hastaların depresyonunun da o oranda azalacağı düşünülmektedir. Pallis ve ark. 50 İBH (33JK, 17 Crohn)’lı hastaya kısa IBDQ oçeği ve kendi hazırladıkları yaşam kalitesi öpğini uygulamışlardır. Crohn’lu hastaların ÜK hastalarından daha düşük yaş ortalamasına, daha yüksek eğitim düzeyine sahip oldukları, sigara içme sıklığının daha yüksek olduğu saptanmıştır. Ayrıca Crohn hastalığının kadınlarda erkeklerden daha sık olduğu saptanmıştır (74). Sigara çlmesi Crohn hastalığının gelişiminde çevresel risk faköü olarak karşımıza çıkmaktadır ve sigara çsnlerde hastalığın seyri daha ktıolmaktadır. Buna karşın sigara ÜK çin koruyucu bir faktör olarak karşımıza çıkmakta ve sigara çmeyen/b ırakanlarda daha fazla göümektedir (15). Bizim çalışmamızda da hastaların sigara içip içmemelerine göre hastalar arasındaki farklar incelendiğinde, depresyonda olanların, Crohn hastalarının, eğitim seviyesi düşük hastaların, erkeklerin ve evli hastaların daha çok sigara içtikleri tespit edilmiştir. Serle ve Bennett 1990-2000 yılları arasında yayınlanan, İBH ve psikolojik faktörler aras ındaki ilişkileri inceleyen makaleleri gözden g^rmi şlerdir. Araştırmaların genellikle 3 konuüzerinde yoğunlaştığını belirtmişlerdir (75): - İBH’ın iyileşmesi veya alevlenmesi ile psikolojik stres arasındaki ilişki, - İBH semptomolojisi ile anksiyete ve depresyon arasındaki ilişki, - Psikolojik tedavinin İBHüzerindeki etkisi. Çalışmaları eleştirisel olarak inceleyerek iki ana sonuca ulaşmışlardır: İBH semptomlarının alevlenmesinde günlük yaşanan zorlukların büyük yaşam olaylarından daha çok etkili olduğu gözlenmiştir. Hastalıklardaki alevlenmeler hastanın psikolojisini etkilemekte, anksiyete ve depresyonunu artırmaktadır. Dolayısıyla iki aşamalı bir süreç ortaya çıkmaktadır. Günük yaşanan zorluklardan kaynaklanan stres hastalığı alevlendirmekte, o da hastanın anksiyete ve depresyonunun artırmaktadır. İBH ortalama yaşam süresini kısaltmamakla birlikte hastaların gjnük yaşamlarını ve yaşam kalitelerini etkilemekte, endişe ve korkularını artırmaktadır. Hastaların karşılaştıkları problemlerin ağırlığı, hastaların eşleri, aileleri, doktorları tarafından yeterince anlaşılamamaktadır. Hastanın fiziksel problemleri hastalık Aktivite indeksleri ile öçüken, duygusal ve sosyal problemleri yaşam kalitesi ö£kleri ile öümektedir. Hastalığın ağırlığı arttıkça yaşam kalitesi düşmektedir. Buna ilave olarak anksiyete ve depresyon grlme s ıklığı artmakta, bu da yaşam kalitesini daha çok cüşrımektedir (73). Bizim çalışmamızda, depresyon değişkeni incelendiğinde, sigara kullananlarda, son altı ay içinde hastalığının aktivasyon sayısı fazla, HAİ’si yüksek, hastalığı aktive olan, anksiyetesi yksek, bayan hastalarda depresyonun daha fazla olduğu göçmektedir. Buna karşın eğitim seviyesinin yükselmesiyle ve yaşam kalitesinin artmasıyla depresyonun azaldığı gözlenmiştir. Bizim çalışmamızda anksiyete değişkeni incelendiğinde, son altı ay çinde hastalığının aktivasyon sayısı fazla, depresyonda olan, bayan hastalarda anksiyetenin daha fazla olduğu götürmektedir. Buna karşın eğitim seviyesinin yükselmesiyle ve yaşam kalitesinin artmasıyla anksiyetenin azaldığı gözlenmiştir. Çalışmamızda eğitim seviyesi arttıkça anksiyetenin azaldığı grlmüştü. Hastanın eğitim seviyesi arttıkça, ki şinin hastalığa ait bilgisi artmakta ve ona bağlı olarak anksiyetesinin azaldığı djşnlmektedir. Ayrıca, doktorun hastalık hakkında hastayı yeterince bilgilendirmesi de anksiyeteyi azaltacaktır. Çalışmamızda son altı ay çinde aktivasyon sayısını artmasıyla anksiyetenin arttığı gjrlmektedir. Hastalığın aktivasyon (öneminde semptomların daha şiddetli ve gok sayıda olması nedeniyle anksiyetenin artmış olabileceği djşnlmektedir. Hastalığın remisyonda veya aktivasyonda olması anksiyeteyi etkilemekte ancak bu istatiksel olarak anlamlı seviyeye ulaşmamaktadır (p=0,07). Anksiyete ve depresyon biçok çalışmada olduğu gibi birlikteliği çok sık gözlenen psikiyatrik rahatsızlıklardır. bizim çalışmamızda da hastanın depresyonda olup olmaması ve depresyon derecesiyle anksiyete arasında yüksek derecede korelasyon olduğu gözlenmiştir. Çalışmamızda hastanın anksiyetesinin artmasıyla yaşam kalitesinin özellikle mental sağlık r: -0,622) anlamlı olarak cüşüğ gizlenmektedir. Anksiyete kişinin bedensel ve ruhsal fonksiyonlarını etkilediği için yaşam kalitesini düşürdüğü (üşnlmektedir. Yapılan analizlerde bayanlarda anksiyete seviyesinin erkeklerden daha yüksek olduğu gximLştjr. Yukarıda değinilen eğitim seviyesi ile ilgili bulgular da göz Ğfiüne alındığında, doktorların özellikle eğitim seviyesi düşük ve bayan hastalara, hastalıkları ile ilgili ne kadar çok bilgilendirme yaparlarsa, hastaların anksiyetesinin de o oranda azalacağı düşünülmektedirSONUÇ
İnflamatuvar Barsak Hastalığı (İBH) idiopatik ve kronik bir barsak inflamasyonu olup, remisyon ve relapslarla seyreder. Kronik hastalıklar arasında önemli bir yer tutan İBH, bireylerin aktif yaşamlarını, sosyal fonksiyonlarını ve fonksiyonel kapasitelerini etkilediğinden, yaşam kalitesi sonuçları önemli göstergeler olarak kabul edilmektedir. Yaptığımız çalışmada çoğunlukla bilimsel literaürle uyumlu, kimi hususlarda da farklı sonuçlar elde edilmiştir. Çalışmamızda hastaların ÜK veya Crohn hastası olmaları açısında değerlendirme yapıldığında Crohn hastalarının daha fazla sigara içtikleri, diğer hastalıklarının sayısının daha az olduğu, daha fazla ameliyat geddikleri ve son iki yılda hastaneye yatışlarının daha fazla olduğu tespit edilmiştir. Bunun sebebinin Crohn Hastalığının cerrahi tedaviyi daha fazla gerektirmesinden kaynaklanabileceği değerlendirilmektedir. Crohn hastalarının anksiyete ve depresyon seviyelerinin daha fazla, yaşam kalitesinin daha düşük olduğu, ancak bu farkların istatiksel olarak anlamlı seviyeye ulaşmadıkları tespit edilmiştir. Çal ışmamızda İBH hastalarının yaşam kalitesine demografik faktörler açısından bakıldığında; erkeklerin; bekâr hastaların; eğitim seviyesi yüksek hastaların yaşam kalitelerinin daha yksek olduğu gizlenmiştir. Çalışmamızda hastalığı remisyonda olan hastaların yaşam kalitesi, relapsta olan hastaların yaşam kalitesinden anlamlı olarak yüksek saptanmıştır. Çalışmamızda evli olan hasta grubunda depresyon bekârlara göre istatiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Evli olan insanlarda sosyal sorumluluğun fazla olmasının depresyonu arttırmış olabileceği düşünülmektedir. Hastalar cinsiyet açısından değerlendirildiğinde, kadınlarda depresyonun erkeklerden daha yksek olduğu saptanmıştır. Kadınların sosyal yaşamda hem eş hem anne roüüstlenmeleri, hem de çalışma hayatında yer almaları nedeniyle daha fazla strese maruz kaldıkları ve bu yüzden de daha çok depresyona girdikleri cüürülmektedir. Hastaların eğitim seviyesi arttıkça depresyonun azaldığı gözlenmi ştir. Cinsiyetle ilgili bulgular da gözörüne alındığında, doktorların özellikle eğitim seviyesi düşük ve bayan hastalara, hastalıkları ile ilgili ne kadar çok bilgilendirme yaparlarsa, hastaların depresyonunun da o oranda azalacağı düşünülmektedir. (Çlışmamızda hastaların sigara içip içmemelerine göre hastalar arasındaki farklar incelendiğinde, depresyonda olanların, Crohn hastalarının, eğitim seviyesi düşük hastaların, erkeklerin ve evli hastaların daha çok sigara içtikleri tespit edilmiştir. Çalışmamızda, depresyon değişkeni incelendiğinde, sigara kullananlarda, son altı ay çnde hastalığının aktivasyon sayısı fazla, HAİ’si yksek, hastalığı aktive olan, anksiyetesi yksek, bayan hastalarda depresyonun daha fazla olduğu göülmektedir. Buna karşın eğitim seviyesinin yükselmesiyle ve yaşam kalitesinin artmasıyla depresyonun azaldığı gözlenmiştir. Bizim çalışmamızda anksiyete değişkeni incelendiğinde, son altı ay çinde hastalığının aktivasyon sayısı fazla, depresyonda olan, bayan hastalarda anksiyetenin daha fazla olduğu göülmektedir. Buna karşın eğitim seviyesinin yükselmesiyle ve yaşam kalitesinin artmasıyla anksiyetenin azaldığı gözlenmiştir. Çalışmamızda eğitim seviyesi arttıkça anksiyetenin azaldığı grlnüşü. Hastanın eğitim seviyesi arttıkça, ki şinin hastalığa ait bilgisi artmakta ve ona bağlı olarak anksiyetesinin azaldığı diürülmektedir. Ayrıca, doktorun hastalık hakkında hastayı yeterince bilgilendirmesi de anksiyeteyi azaltacaktır. Doktorların hastalarıyla yaptıkları göüşmelerde, hastalarının fiziksel sorunlarını ifade etmelerinin yanında, kendilerini nasıl hissettiklerini ve ruhsal durumlarını da ifade etmeleri yjnnde cesaretlendirmeleri, gerektiğinde hastalarını psikiyatri hekimine yönlendirmeleri gerekmektedir. Bu şekilde hastaların gizli kalmış anksiyete ve depresyonu teşhis ve tedavi edilebilir.Çal ışmamızdan da çıkan sonuçlar ışığında, hastaların anksiyete ve depresyonunun azalması ile hastalıklarının remisyona girmesinin kolaylaşacağı söylenebilir. Bu yzden de İBH hastalarına, hastalık tanısı konulduktan sonra, anksiyete ve depresyon öçeklerinin rutin olarak uygulanmasının ve ölüklerde kesme değerinin üzerinde puan alan hastaların psikiyatri hekimine yönlendirilmelerinin uygun olacağı değerlendirilmektedir. HASTANE ANKSİYETE ve DEPRESYON ÖLÇEĞİÖLÇEĞİN ÖZELLİKLERİ
(çüş Nitelik: Hastada anksiyete ve depresyon yöründen riski belirlemek, düzeyini ve şiddet değişiminiöçmek. <9* Tüt kendini değerlendirmedçeği Uygulanacak grup: Bedensel hastalığı olan hastalar ve birinci basamak sağlık hizmetine başvuranlar. Kapsamı: toplam 14 soru çermekte ve bunların yedisi (tek sayılar) anksiyeteyi ve diğer yedisi çift sayılar) depresyonuöçmektedir. DötüLikert tipiöjim sağlamaktadır. Materyal: HastalaröçeğinLkerine işaretleyerek yanıt verirler.UYGULAMA İÇİN PRATİK BİLGİLER
Uygulama: kısa ve tartışılabilir olması nedeniyle uygulanması kolaydır ve hastalar kendi başlarına doldururlar. Yrıerge: Yönergesi öçeğin başında vardır ve hastalara doldururken kendi durumlarına ençok uyan maddeyi işaretlemeyi belirtir. Puanlama: Her maddenin puanlaması değişik bçimdedir: 1, 3, 5,6, 8, 10, 11 ve 13jnaü maddeler giderek azalan şiddet gösterirler ve puanlama 3, 2, 1, 0 bçimindedir. (îte yandan 2, 4, 7, 9, 12 ve 14:naümaddeler ise 0, 1, 2, 3 bçiminde puanlanırlar. Alt deklerin toplam puanları bu madde puanlarının toplanması ile elde edilir. Anksiyete altöçeği çin 1, 3, 5, 7, 9, 11 ve 13jn(ümaddeler toplanırken; depresyon alt^;;eği çin 2, 4, 6, 8, 10, 12 ve 14ri(ümaddelerin puanları toplanır. Yorumlama: Türkiye’de yapılan çalışma sonucunda anksiyete alt cöjeği çin kesme puanı 10/11, depresyon alt öçeği çin ise 7/8 bulunmuştur. Buna gre bu puanların üzerinde alanlar risk altında olarak değerlendirilirler. Uygulayıcının niteliği:Qellik yok HAD ÖLÇEĞİ Hasta adı Soyadı Tarih Bu anket sizi daha iyi anlamamıza yardımcı olacak. Her maddeyi okuyun ve son birkaç giüüıü göz dründe bulundurarak nasıl hissettiğinizi en iyi ifade eden cevabın yanındaki kutuyu işaretleyin. Cevabınız için çok düşünmeyin, aklınıza ilk gelen cevap en doğrusu olacaktır. 1) Kendimi gergin, ‘patlayacak gibi’ hissediyorum. Çoğu zaman Birçok zaman Zaman zaman, bazen Hiçbir zaman 2) Eskiden zevk aldığım şeylerden hala zevk alıyorum. Aynı eskisi kadar Pek eskisi kadar değil Yalnızca biraz eskisi kadar Neredeyse hç eskisi kadar değil 3) Sanki köübir şey olacakmış gibi bir korkuya kapılıyorum Kesinlikleöyle ve oldukça da şiddetli Evet, amagok da şiddetli değil Biraz, ama beni endişelendiriyor Hayır, hiçiyle de ğil 4) Gülebiliyorum ve olayların komik tarafını gerebiliyorum. Her zaman olduğu kadar Şimdi pek o kadar değil Şimdi kesinlikle o kadar değil Artık hç değil. 5) Aklımdan endişe verici djşjnceler geçiyor Çoğu zaman Birçok zaman Zaman zaman, amagok sık değil Yalnızca bazen 6) Kendimi neşeli hissediyorum. Hiçbir zaman Sık değil Bazen Çoğu zaman 7) Rahat rahat oturabiliyorum ve kendimi gevşek hissediyorum Kesinlikle Genellikle Sık değil Hiçbir zaman 8) Kendimi sanki durgunlaşmış gibi hissediyorum Hemen hemen her zaman Çk s ık Bazen Hçbir zaman 9) Sanki çim pır pır ediyormuş gibi bir tedirginliğe kapılıyorum Hçbir zaman Bazen Oldukça sık- 1. Genel olarak sağlığınız için aşağıdakilerden hangisini söyleyebilirsiniz?
- 2. Bir yıl öncesiyle karşılaştırdığınızda, şimdi genel olarak sağlığınızı nasıl değerlendirirsiniz?
- 3. Aşağıdaki maddeler gün boyunca yaptığınız etkinliklerle ilgilidir. Sağlığınız şimdi bu etkinlikleri kısıtlıyor mu? Kısıtlıyorsa ne kadar?
| Evet, oldukça kısıtlıyor | Evet, biraz kısıtlıyor | Hayır, hiç kısıtlamıyor | |
| Koşmak, ağır kaldırmak, ağır sporlara katılmak gibi ağır etkinlikler | |||
| Bir masayı çekmek, elektrik süpürgesini itmek ve ağır olmayan sporları yapmak gibi orta dereceli etkinlikler | |||
| Günlük alışverişte alınanları kaldırma veya taşıma | |||
| Merdivenle çok sayıda kat çıkma | |||
| Merdivenle bir kat çıkma | |||
| Eğilme veya diz çökme | |||
| Bir-iki kilometre yürüme | |||
| Birkaç sokak öteye yürüme | |||
| Bir sokak öteye yürüme | |||
| Kendi kendine banyo yapma veya giyinme |
- Son 10 hafta boyunca bedensel sağlığınızın sonucu olarak, işiniz veya diğer günlük etkinliklerinizde, aşağıdaki sorunlardan biriyle karşılaştınız mı?
Evet Hayır
İş veya diğer etkinlikler için harcadığınız zamanı azalttınız mı? Hedeflediğinizden daha azını mı başardınız? İş veya diğer etkinliklerinizde kısıtlanma oldu mu?İş veya diğer etkinlikleri yaparken güçlük çektiniz mi? (örneğin daha fazla çaba gerektirmesi)
- Son 4 hafta boyunca, duygusal sorunlarınızın (örneğin çökkünlük veya kaygı) sonucu olarak işiniz veya diğer günlük etkinliklerinizle ilgili aşağıdaki sorunlarla karşılaştınız mı?
Evet Hayır
İş veya diğer etkinlikler için harcadığınız zamanı azalttınız mı? Hedeflediğinizden daha azını mı başardınız?İşinizi veya diğer etkinliklerinizi her zamanki kadar dikkatli yapamıyor muydunuz?
- Son 4 hafta boyunca bedensel sağlığınız veya duygusal sorunlarınız, aileniz, arkadaş veya komşularınızla olan olağan sosyal etkinliklerinizi ne kadar etkiledi?
- Son 4 hafta boyunca ne kadar ağrınız oldu?
- Son 4 hafta boyunca ağrınız, normal işinizi (hem ev işlerinizi hem ev dışı işinizi düşününüz) ne kadar etkiledi?
- Aşağıdaki sorular sizin son 4 hafta boyunca neler hissettiğinizle ilgilidir. Her soru için sizin duygularınızı en iyi karşılayan yanıtı, son 4 haftadaki sıklığını göz önüne alarak, seçiniz.
| Her zaman | Çoğu zaman | Oldukça | Bazen | Nadiren | Hiçbir zaman | |
| Kendinizi yaşam dolu hissettiniz mi? | ||||||
| Çok sinirli bir insan oldunuz mu? | ||||||
| Sizi hiçbir şeyin neşelendiremeyeceği kadar kendinizi üzgün hissettiniz mi? | ||||||
| Kendinizi sakin ve uyumlu hissettiniz mi? | ||||||
| Kendinizi enerjik hissettiniz mi? | ||||||
| Kendinizi kederli ve hüzünlü hissettiniz mi? | ||||||
| Kendinizi tükenmiş hissettiniz mi? | ||||||
| Kendinizi mutlu hissettiniz mi? | ||||||
| Kendinizi yorgun hissettiniz mi? |
- Son 4 hafta boyunca bedensel sağlığınız veya duygusal sorunlarınız sosyal etkinliklerinizi (arkadaş veya akrabalarınızı ziyaret etmek gibi) ne sıklıkta etkiledi?
11. Aşağıdaki her bir ifade sizin için ne kadar doğru veya yanlıştır? Her bir ifade için en uygun olanını işaretleyiniz.
|
| Puanlama |
8. a |
aynı zamanda madde 7’de 1 ise | ||
|
1. a |
5 |
a |
5 | |
|
b |
4.4 |
b |
4 | |
|
c |
3.4 |
c |
3 | |
|
d |
2 |
d |
2 | |
|
e |
1 |
e |
1 | |
|
2. a |
5 | 9. a, e, d ve h için; | ||
|
b |
4 |
a |
6 | |
|
c |
3 |
b |
5 | |
|
d |
2 |
c |
4 | |
|
e |
1 |
d |
3 | |
|
3. a |
1-2-3 | 1= evet çok zorluyor |
e |
2 |
|
b |
1-2-3 | 2= evet biraz zorluyor |
f |
1 |
|
c |
1-2-3 | 3= hayır hiç zorlamıyor | b, c, f, g ve i için; | |
|
d |
1-2-3 |
a |
1 | |
|
e |
1-2-3 |
b |
2 | |
|
f |
1-2-3 |
c |
3 | |
|
9 |
1-2-3 |
d |
4 | |
|
h |
1-2-3 |
e |
5 | |
|
i |
1-2-3 |
f |
6 | |
|
j |
1-2-3 |
10. a |
1 | |
|
4. a |
1-2 | 1= evet |
b |
2 |
|
b |
1-2 | 2= hayır |
c |
3 |
|
c |
1-2 |
d |
4 | |
|
d |
1-2 |
e |
5 | |
|
5. a |
1-2 | 1= evet | 11. a ve c için; | |
|
b |
1-2 | 2= hayır |
a |
1 |
|
c |
1-2 |
b |
2 | |
|
6. a |
5 |
c |
3 | |
|
b |
4 |
d |
4 | |
|
c |
3 |
e |
5 | |
|
d |
2 | b ve d için; | ||
|
e |
1 |
a |
5 | |
|
7. a |
1 ise 6 |
b |
4 | |
|
b |
2 ise 5,4 |
c |
3 | |
|
c |
3 ise 4,2 |
d |
2 | |
|
d |
4 ise 3,1 |
e |
1 | |
|
e |
5 ise 2,2 | |||
|
f |
6 ise 1 | |||
Ölçeğin Puanının Hesaplanması:
| En Düşük Ham Puan | Olası
Ham Puan |
|
| Fiziksel fonksiyon: 3a+3b+3c+3d+3e+3f+3g+3h+3i+3j |
10 |
20 |
| Rol güçlüğü (fiziksel): 4a+4b+4c+4d |
4 |
4 |
| Ağrı: 7+8 |
2 |
10 |
| Genel sağlık: 1+11a+11b+11c+11d |
5 |
20 |
| Vitalite (enerji): 9a+ge+9g+9i |
4 |
20 |
| Sosyal fonksiyon: 6+ 10 |
2 |
8 |
| Rol güçlüğü (emosyonel): 5a+5b+5c |
3 |
3 |
| Mental sağlık: 9b+9c+9d+9f+9h |
5 |
25 |
KAYNAKLAR
- İLİÇİN, G., BİBEROĞLU, Kadir; SÜLEYMANLAR, Gültekin; ÜNAL, İç .Hastalıkları;. Güneş Kitapevi, Ankara, 2003, 2nci Baskı, Cilt-1, s1577-1590.
- TUZCU, Muzaffer(Ed.), Cecil Essentials of Medicine, Nobel Tıp Kitabevi, 4.ncü baskı, 2000, s299-303.
- SANDS, A From Symptoms To Diagnosis: Clinical Distinctions Among Various Forms Of İntestinal İnflammation. Gastroenterology. 2004, 126, 1518-1512.
- BURKE, M Patrick, Correlates of Depression in New Onset Pediatric IBD, Child Psychatry and Human Development Vol:24, Yaz, 1994, 275-282
- LOFTUS E,V Jr (2004) Clinical epidemiology of inflammatory bowel disease: Incidence, prevalence andenvironmental influences. Gastroenterology. 126, s1504-1517.
- VERMEİRE, S; RUTGEERTS, P. Current status of genetics research in IBD, Genes and Immunity, 2005, 6, 637-645
- ARDİZZONE S, BİANCHİ P, G. Inflammatory bowel disease, new insights into pathogenesis and treatments, Journal of Internal Medicine. 2002, 252, s475-496.
- SATSANGİ J ve ark., The prevalence of inflammatory bowel disease in families of patients with Crohn's disease. European Joumal of Gastroenterology and Hepatology 1994, 6, s413-416
- BRAUNWALD, E; KASPER, D.l.; HAUSER, S.L.; LONGO, D.L.; JAMESON, J.L.. HARRISON İç Hastalıkları Prensipleri,Çeviri Editörü Prof.Dr.Yahya Sağlıker, Nobel Tıp Kitabevi, 2004, Cilt-2, s1679-1692
- BERKOW, Robert (Ed.), The Merck Manual of Medical Information, Merck research Labs, 1997, s527-532.
- BRAUNWALD, E; KASPER, D.l.; HAUSER, S.L.; LONGO, D.L.; JAMESON, J.L.. HARRISON's Principles of Internal Medicine, 15th International edition. 2001,V:2, s1679-1692.
- ORHOLM, M ve ark., Concordance of Inflammatory Bowel Disease among Danish Twins: Results of a Nationwide Study, Scandinavian Journal of Gastroenterology, 2000 (10), 1075-1080.
- ÖKTEN, Atilla(Ed.); Gastroenterohepatoloji, Nobel Tıp Kitabevi, 2001, s189-211.
- YAZICI, H., HAMURYUDAN, V., SONSUZ, A. Cerrahpaşa İç Hastalıkları, İstanbul Medikal Yayıncılık, 2005, s819-827.
- SUTHERLAND L,R ve ark., Effect of cigarette smoking on recurrence of crohn's disease. Gastroenterology. 1990, 98, s1123-1128.
- PROBERT C, S, J ve ark., Epidemiology study of ulcerative proaocolttis in Indian migrants and the indigenous population of Leicestershire. Gut.1992, 33, 5, s687- 693.
- ÖZKAN, T ve ark., Ülseratif kolitli bir olguda akciğer tutulumu: Olgu sunumu, Bursa Devlet Hastanesi Bülteni, 1997,13(2):113-116.
- TRAVİS SPL, Predicting outcome in severe ulcerative colitis. Digestive and Liver Disease. 2004, 36, s448-449
- EZEL, A ve ark., İnflamatuvar barsak hastalıklarında anti-nötrofilik sitoplazmik antikorun özellikleri, Turkish Journal of Gastroenterology, 1997, 8(4), s434-439
- JOEL E D, M. ve APPLEYARD M, Investigating IBD in the 21st Century, CDIC01 4/3/06
- ERTUĞRUL, M. ve ark., Böbrek hücreli karsinom gelişen bir ülseratif kolit olgusu, Turkish Journal of Gastroenterology, 1997, 8(2), s257-259
- BÖLÜKBAŞ, F.F ve ark., Ülseratif kolitte sistemik belirtiler, Medical Network Klinik Bilimler ve Doktor, 1997, 3(4), s478-480
- SU CG ve ark., Extraintestinal manifestations of inflammatory bowel disease. Gastroenterology Clinics of North America. 2002, 31, 1, s307-32
- KARAN, M. A ve ark., Ülseratif kolit seyrinde gelişen Sweet sendromu (Olgu sunumu), İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Mecmuası, 2000, 63(1), s82- 85.
- ÖZCAN, H ve ark.,Ülseratif kolit ve hipertiroidi ile birlikte görülen piyoderma gangrenozum olgusu, İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi Dergisi, 1999, 6(1), s65-68.
- DAĞLI, Ü ve ark., İnflamatuvar barsak hastalıklarında oküler Komplikasyonlar, Turkish Journal of Gastroenterology, 1997,8(2), s222-225.
- DAĞLI, Ü ve ark., Inflamatuvar barsak hastalığında kemik mineral dansitesi, Turkish Journal of Gastroenterology, 1997,8(3):295-299.
- UÇAN, E ve ark., Ülseratif kolitin bronşiektazi, bronşiyolitis obliterans ve invazif pulmoner aspergilloz ile seyreden ilerleyici akciğer tutulumu; Toraks Dergisi, 2001,2(1):44-49
- JOAN, E. Does my patient hava UC or Crohn's disease? Nursing 2007.Vol:37 N:3 s.30
- HUGOT J, P, Etiology of inflammatory bowel diseases, Intemational Journal of Colorectal Disease. 1999, 14, 1,
- NIGHTİNGALE, A,. Treatment and management of inflammatory bowel disease, primary health care: May 2006, Vol 16 No 41
- Ulcerative Colitis;Canadian Association of Gastroenterology; Monday, February 27, 2006, Scientific session, Fairmont Banff Spring Hotel
- RACHMİLEWITZ D. Coated mesalazine (5-aminosalicylic acid) versus sulphasalazine in the treatment of active ulcerative colitis: a randomised trial.
BMJ 1989;289:82-6.
- SANDBORN WJ, ve ark.; A review of activity indices and efficacy endpoints for clinical trials of medical therapy in adults with Crohn's disease. Gastroenterology 2002;122:512-30.
- Multı-Sıte Trıal Of Azathıoprıne Dosıng In Crohn's Dısease; IND# 67, 402 Manual of Operations and Procedures (MOOP) , 2004, Version 8
- PANACCIONE, R; Infleximab for the treatment of Crohn's disease: Review and indications for clinical use in Canada; Canadian Journal of Gastroenterology,
2001, 15(6), 371-375.
- SANDBORN WJ, ve Ark.; A review of activity indices and efficacy endpoints for clinical trials of medical therapy in adults with Crohn's disease. Gastroenterology 2002;122:512-30.
- RUTGEERTS, P. A critical assessment of new therapies in IBD. Journal of Gastroenterology and hepatology. 2002, vol:17(Supplement), s176-185.
- KİRSNER JB Non-specific inflammatory bowel disease (ulcerative colitis and Crohn's disease) after 100 years-what next? Italian Journal of Gastroenterology and Hepatology. 1999, 31, 8, 651-65
- APAYDIN, B. ve ark., Bayram Crohn hastalığında cerrrahi tedavi; Çağdaş Cerrahi
- PARLAK, E ve ark., Crohn hastalığının postoperatif rekürrensinin önlenmesinde 5-ASA preparatlarının etkinliği (Retrospektif değerlendirme); Turkish Journal of Gastroenterology, 1999,10(3):276-279.
- GÖKSOY, Ertuğrul (Ed.), Aktüel Gastroenteroloji ve Hepatoloji, Bilimsel Medikal Yayıncılık, İstanbul, 2001, s281-285.
- GÜLSEREN, L ve ark., Major depresif bozukluğu olan diabetes mellituslu hastalarda fluoksetin ve paroksetinin depresyon-anksiyete, yaşam kalitesi, yeti yitimi ve metabolik kontrol üzerine etkisi: Tek-kör, karşılaştırmalı bir çalışma; Klinik Psikofarmakoloji Bülteni, 2001,11(1):1-10
- ÖZKAN, Safiye.; Kronik obstrüktif akciğer hastalığında yaşam kalitesi ve fonksiyonel durum; Atatürk Üniversitesi Hemşirelik Yüksekokulu Dergisi, 2006,9(1):98-103.
- ERDEM, N ve; ERGÜNEY, S; Koroner arter hastalıklarında yaşam kalitesinin ve yaşam kalitesini etkileyen faktörlerin incelenmesi; Atatürk Üniversitesi Hemşirelik Yüksekokulu Dergisi,2005,8(3):1-9
- TANRIKOL, G ve ark., Onkolojik hastalarda yaşam kalitesinin değerlendirilmesi yaşam kalitesinin değerlendirilmesi; Medical Network Klinik Bilimler ve Doktor, 2005,11(2):122-126
- ALTIPARMAK, S ve ark., Gebelerde sosyodemografik özellikler, gebelik sorunları ile yaşam kalitesi ilişkisi; Medical Network Klinik Bilimler ve Doktor, 2005, 11(5), s536-542
- BİLİR, N ve ark., Van ilinde 15 yaş üzeri erkeklerde SF-36 ile yaşam kalitesinin değerlendirilmesi; Türkiye Klinikleri Tıp Bilimleri Dergisi, 2005,25(5):663-668.
- SAĞDUYU, A, ve ark., Hemodiyalize giren ve böbrek nakli yapılan hastalarda ruhsal sorunlar, yaşam kalitesi ve tedaviye uyum; Türk Psikiyatri Dergisi, 2006,17(1):22-31.
- KOÇYİĞİT, H. ve ark.,Kısa Form-36 (KF-36)'nın Türkçe versiyonunun Güvenilirliği ve Geçerliliği. İlaç ve Tedavi dergisi, 1999;12; s102-106.
- ÇELİK, C.H ve ACAR, T.; Kronik Hemodiyaliz Hastalarında Depresyon ve anksiyete düzeylerinin çeşitli değişkenlere göre incelenmesi, Fırat Tıp dergisi, 2007, cilt:12, s:1, s23-27.
- KUT, A. ve ark., Current Aile Hekimliği, Güneş Tıp Kitabevleri, 2007, 599-621.
- KAPLAN, H.I., SADOCK, B.J. (Çev. Ed: ABAY, E); Klinik Psikiyatri, Nobel Tıp Kitabevi,
- KÖROĞLU, E., Psikonozoloji: Tanımlayıcı Klinik Psikiyatri, Hekimler Yayın Birliği, Ankara, 2004, 253-268.
- KIRLI, S., Depresyon: Tanı, ayırıcı tanı, komorbidite; Psikiyatri ve Sanat Yayınevi,
- DUDLEY-BROWN, S, Preventıon Of Psychologıcal Dıstress In Persons Wıth Inflammatory Bowel Dısease, Issues in Mental Health Nursing, 2002, 23:403-422.
- AYDEMİR, Ö. ve KÖROĞLU, E., Psikiyatride kullanılan Klinik Ölçekler, Hekimler Yayın Birliği, Ankara, 2006, 138-142
- AYDEMİR, Ö. ve KÖROĞLU, E., Psikiyatride kullanılan Klinik Ölçekler, Hekimler Yayın Birliği, Ankara, 2006, 346-353.
- IŞIK, E: Depresyon ve bipolar bozukluklar, görsel sanatlar matbaacılık, Ankara, 2003, s20-32,
- KÖROĞLU, E.(Çeviren), DSM-IV-TR tanı ölçütleri, Hekimler Yayın Birliği, Ankara,
- ÖZGÜVEN, H ve ark., Hastane-anksiyete ve depresyon ölçeğinin bir Ankara örnekleminde geçerlik ve güvenirliği Psikiyatri Psikoloji Psikofarmakoloji Dergisi, 1997,5(3):197-201
- LONE, G.M. Ve ark. How accurate are clinical activitiy indices for scoring of disease acyivity in IBD? Clin Chem Lab Med, 2005; 43 (4): 403-411
- HARVEY, R. F. ve BRADSHAW, J. M., a simple İndex of crohn's disease activity, Lancet, 1980; 514-515.
- SEO, M. ve ark., An index of disease Activity in Patients with UC, American Journal of Gastroentorology, 1992; 87 (8), s971-975.
- NORDIN, K ve ark., Health-Related Quality of Life and Psychological Distress in a Population-based Sample of Swedish Patients with In flammatory Bowel Disease. Scandinavian Journal of Gastroenterology, 2002 (4), 450-457.
- MUKHERJEE, S. ve ark. An insight into the experiences of parents with IBD. Journal of Advanced Nursing, 2002, 37(4), 355-363
- PACE, F. ve ark. Inflammatory Bowel Disease versus Irritable Bowel Syndrome: a Hospital-based, Case-control Study of Disease Impact on Quality of Life, Scandinavian Journal of Gastroenterology, 2003 (10), 1031-1036.
- LOONEN, H.J. ve ark. Quality of life in paediatric in flammatory bowel disease measured by a generic and a disease-speci fic questionnaire. Acta Pediatr, 2002, 91: 348-354.
- SMOLEN, M.D ve TOPP, R. Self-care agency and quality of life among adults diagnosed with IBD. Quality of life Research, 2001, 10, 379-387.
- GUASSORA, A.D. ve ark. quality of life study in a regional group of patients with crohn disease. Scandinavian Journal of Gastroenterology, 2000 (10), 1068-1073.
- ZAAG-LOONEN, H.J. ve ark. Coping strategies and quality of life of adolescents with IBD. Quality of life Research, 2004, 13, 1011-1019.
- MUSSELL, M ve ark. Reducing Pschological Stress in patients with Ibd by cognitive-behavioural Treatment: exploratory study of effectiveness. Scandinavian Journal of Gastroenterology, 2003 (7), 755-761.
- E. J. IRVINE. Review article: patients' fears and unmet needs in inflammatory bowel disease. Aliment Pharmacol Ther 2004; 20 (Suppl. 4): 54-59.
- PALLIS, A.G. Ve ark. Validation of a Reliable Instrument (QUOTE-IBD) for Assessing the Quality of Health Care in Greek Patients with Inflammatory Bowel Disease, Digestion 2003;68:153-160.
- SEARLE, A. ve BENNETT, P. Psychological factors and inflammatory bowel disease: a review of a decade of literature. PSYCHOLOGY, HEALTH & MEDICINE, 2001, VOL. 6., NO. 2, 121-130.